Sakatlara Mahalle Baskısı
BİANET / 26 Kasım 2007
"İktidar her yerdedir; her
şeyi kapsadığından değil, her yerden geldiğinden dolayı her
yerdedir." M. Foucault
Mahalle baskısı
derken, toplumsal baskılar sonucu bireyin olmak istediği gibi
olamamasını, yapmak istediklerini yapamamasını, istemediği şeyleri
yapmak zorunda kalmasını ve başkalarınca belirlenen sınırlara
hapsedilmesini anlıyorum. Bir başka deyişle, bireyin -kendisi
farkında olmasa bile- yaşamının toplumsal baskılarla terörize edilip
kendi kontrolünden çıkarılmasından, kendi kararlarını verme gücünün
elinden alınıp nesneleştirilmesinden, özneliği elinden alınıp
yapamaz/edemez hale düşürülmesinden bahsediyorum. Böyle
olmayacaksın-şöyle olacaksın, bu değilsin-şusun, bunu
yapacaksın-şunu yapmayacaksın, aksi halde seni dışlarım-ezerim, diye
diye, bireyin üstüne çullanılmasıdır mahalle baskısı. J.
Holloway’in, "Bütün dünya, birinin içinden kurtulsak diğerine
dolanacağımız örümcek ağlarının bir toplamı mı?" sorusuna
karşılık gelen cevaptır mahalle baskısı.
Pekii, sakatlığı olan bireylere nasıl uygulanır bu baskı? Ne talep edilir
sakatlığı olan insanlardan? Nasıl olmaları beklenir? Hangi
alanlarda/sınırlarda yaşamaları dayatılır? Peki ya sakatlığı olanlar
bu sınırların ötesine geçerse, geçmek isterse, o zaman ne olur, ne
yapar toplum? İşte tüm bu sorulara -sakatlığı olan- arkadaşlarımın
yaşadığı –sıradan- olayları aktararak cevap vermek istiyorum.
Bakalım ne diyor mahalleli
- Henüz yeni doğum yapmış bir anneye bir yakını: "Sakat doğacağına keşke
ölseymiş"
- Televizyonda bir dizide, sakat doğan çocuğu kastederek buyuruyor biri:
"Kim bilir anne-babanın hangi günahın bedelidir bu çocuk"
- Trafik kazası sonucu felç olan bir kişinin annesine –felçli kişi de
odada olduğu halde- bir komşusu: "Keşke ölseymiş, daha iyiydi; böyle
sana da zor olur"
- Bir anne ev kiralamak istiyor, ev sahibinden aldığı yanıt: "Sana evi
kiralamam, çünkü çocuğun sakat. Komşular rahatsız olur"
- Çocuğunu okula yazdırmak isteyen bir anneye okul müdürü buyuruyor: "Ne
işi var bu çocuğun okulda hanım. Götür evde ömrünü tamamlasın,
uğraşmana değmez"
- Anaokulu öğretmenine bir grup veli toplanıp ültimatom veriyor: "Ya o
çocuk gider okuldan (tekerlekli sandalye kullanan yavrucağı
kastediyorlar) ya biz gideriz"
- Ayağında sakatlığı olan ilkokul öğrencisi çocuk, öğretmenin tahtaya
yazdığı kompozisyon ödevi konusunu defterine not ediyor: "Sağlam
kafa sağlam vücutta bulunur"
- Ortaokulu ve liseyi birlikte okuduğu samimi arkadaşının annesi,
çocuğuna öğüt veriyor: "Oğlum, şimdiye kadar yaşın küçüktü,
söylemiyorduk, ama şimdi sen büyüdün; bırak artık bu arkadaşını, o
engelli, seninle aynı şartlarda değil, bu yüzden çevrendeki insanlar
da senden soğumaya başlar"
- Birbirini seven ve benzer sakatlıkları bulunan iki kişi evlenmek
istiyor; görece daha az sakatlığı olan kişinin ailesi: "Yok, bizim
kızımızın sakatlığı daha az, bizim size verecek kızımız yok"
- Sakatlığı olan kadınla uzun süredir flört eden adam: "Seni seviyorum,
sakatlığın da benim için hiç önemli değil, ama seninle dışarı
çıkmaya utanıyorum"
- Sakatlığı olan kişilerin otomobilleri için ayrılan özel park alanına
park eden kişiyi, "lütfen aracınızı buraya park etmeyin" diyerek
uyaran kişiye cevap veriyor hazret: "Sana ne! Allah belanı vermiş
zaten, git bir de benden bulma"
- Sakat damgası bulunan plakaya sahip otomobille seyahat etmek zorunda
bırakılan kişiyi trafikte sıkıştırıp, bağırıyor insan müsveddesi:
"Ne işin var kardeşim sakat halinle dışarıda! Yürüü! Git evinde
otur"
- Mükemmel derecede dudak okuyan işitme engelli bir üniversite
öğrencisinin derste hocasına, "Hocam, konuşurken başınızı biraz dik
tutar mısınız, o zaman daha kolay anlayabilirim" ricasında bulunması
üzerine hocanın cevabı: "Bana ne! Bana mı sordun okula gelirken"
- Kamu binasının önüne gelip, merdivenleri aşamayınca işini halledemeyen
kişiye verilen yanıt: "Bana ne kardeşim tekerlekli sandalye
kullanıyorsan, işlemi yapmak için yukarı çıkmalısın"
- İşitme engelli çocuğu daha iyi eğitim alsın diye didinen ailelere,
Milli Eğitim Bakanlığının en üst bürokratlarından biri buyuruyor:
"Ne diye uğraşıyorsunuz, Allah onları öyle yaratmış, Allah’ın
veremediğini siz mi vereceksiniz, 124 Murat ile Mercedes’i
yarıştırmak istiyorsunuz; bu çocukları neden lise giriş sınavlarına
sokmak istediğinizi anlayamıyorum"
- Konservatuar eğitimi almak isteyen kişiye okul müdürü: "Benim okulumda
sakat öğrenci olamaz"
- Bastonuyla yolda yürüyen birinin yanına küçük bir çocuk yanaşıyor: "Al
amca, bu parayı babam gönderdi". Alışveriş etmek için mağazaya
girmek isteyen tekerlekli sandalye kullanan kişiye içerden çıkan
görevli: "Al şu gömlekleri, giyersin".
- Üniversite eğitimini tamamlamış, mesleği için önemli sertifikalara
sahip ve 3 yıl da iş deneyimi olan –sakatlığı olan- biri, kariyerine
daha iyi bir yerde devam etmek için iş başvurusunda bulunuyor.
Aldığı yanıt: "Size ancak santralde istihdam edebiliriz"
- Telefonda iş görüşmesi yapıyor, cv gönderiyor, her şey mükemmel; bir
gün sonra işe başlamak niyetiyle işyerine gidiyor, ve sakatlığı
gören işveren: "Biz o kadro için biraz önce başkasını aldık".
Kapıdan çıkıp sesini değiştirerek aynı yeri aynı iş için arıyor,
gelen cevap: "Buyurun görüşelim"
- Neden herkesle aynı işi yapmama ve aynı eğitimi almama rağmen maaşım
herkesten düşük, diyen çalışana verilen cevap: "Çünkü sakatsın"
Örnekler çoğaltılabilir...
Kısacası, evde oturun diyor mahalleli, sizin için çizdiğimiz kaderiniz
bu! Sinik ve yitik şekilde, önünüze konulanlarla yaşamak
zorundasınız. Sessiz, uysal, boynu bükük, minnettar ve sınırlarını
bilen "şeyler" olduğunuz sürece, şuracıkta durabilirsiniz.
Pekii, mahallelinin bu insanlarla ne alıp veremediği var? 'Kadın'
diyoruz, 'namus' diyorlar; 'cinsel özgürlük' diyoruz, 'günah'
diyorlar; 'inanç özgürlüğü' diyoruz, 'Müslüman mahallesi' diyorlar;
'başörtüsü' diyoruz, 'kamusal alan' diyorlar... Ya 'sakat' deyince!
Ona ne bahane buluyorlar?
Cevap basit aslında: Farklısınız. Farklısınız ve bizden/çoğunluktan
değilsiniz. Bundan dolayı da güçsüzsünüz. Hey hak! İşte fırsat!
Üzerinizde iktidar kurabilirim. |