|
 |
|
Sakat-Engelli, Kim?-Ne?
Geçenlerde ‘Dünya Engelliler Günü’ydü. Her 3 Aralık’ta olduğu gibi yine
“duygusal” içerikli -işkembe-i kübradan- söylemler mırıldanan
insanlar boy gösterdi her yerde... O kadar ki, her gazetede
engellilerle ilgili bir yazı, her televizyonda bir görüntü vardı;
siyasetçiler, gazeteciler, televizyoncular, sivil toplum örgütleri
vs. engellilerden “özür” dileyip, “doğru”yu işaret ettiler, bilmiş
bilmiş (!); ya da aymazlık yapıp, övündüler...
Bir yönüyle alıştık bunlara, ama yine de yutmadığımızı, yapılanlarla
birlikte yapılmayanları da gördüğümüzü göstermek açısından,
sürekli yazıp-konuşmak gerek. Bugün de onu yapacağım... Ama
daha önce, altını bastıra bastıra çizmek istediğim bir şey
var; sakat ve engelli kelimeleri arasındaki fark. Zira
birçok kişi sakat-engelli kelimelerinden hangisini
kullanacağı konusunda tereddüt
yaşıyor.
Son söyleyeceğimi ilkten söyleyerek başlayayım: Kişi, 1) sakat ve
engelli, 2) sakat ama engelsiz, 3) sakat değil ama
engelli olabilir.
Örnek verecek olursak;
1) Felç bir sakatlıktır ve bu sakatlıktan dolayı özel bir çözüm
olmaksızın yüksek bir yere uzanamaz ya da merdiven kullanamaz. Bu
durumda yükseğe uzanan ya da merdiven dibinde kalakalan felçli biri
aynı zamanda engelli de olmuş/kılınmış demektir. Ve/fakat aynı
kişiye bilgisayar kullanırken engelli denilemez.
2) Sağırlık bir sakatlıktır, ama sağır olmak, yüksek bir yere
uzanmak ya da merdiven çıkmak için bir engel teşkil etmez. Bu
durumda yükseğe uzanan ya da merdivenle karşılaşan sağır biri için
engelden bahsedilemez. Ve/fakat aynı kişiye kalabalık bir ortamda
seslenildiğinde ve o çağrıyı duymadığında, peki ala –işitme- engelli
denilebilir.
3) Hiçbir sakatlığı olmayan ama sigara içen ya da beden sağlığına dikkat
etmeyen biri için ‘koşamaz, spor yapamaz’ denilebilir. Bu durumda o
kişi koşmak ve spor yapmak konusunda engellidir.
Bebek arabasıyla bebeğini gezdiren bir annenin, yaşından dolayı
hareketlerinde kısıtlanma olan yaşlı birinin ya da ayağı kırılan ve
iyileşene dek alçıya alınan birinin yüksek bir merdiven karşısında
kalakaldığını düşünün. Bu kişiler çevresel koşullar yüzünden
engellenmiş ve engelli olmuş demektir.
Yani engellilik çevresel ve toplumsal tutumların/tercihlerin
sonucu olarak ortaya çıkan (dışsal) bir durum/kavramdır; sakatlık
ise fizyo-anotomik (içsel) bir durumdur (tabii bunu derken,
toplumun/yönetilenlerin, sakatlığın önlenmesi için gerekli
düzenlemeleri yapmayarak (trafik kuralları/koşullarının
iyileştirilme(me)si, anne-çocuk sağlığının önemsen(me)mesi,
sosyalizasyon sürecinin doğru planlan(ma)ması vs.), sakatlığa yol
açan koşulları yarattıklarını da özellikle vurgulamak gerek).
Şimdi bu sakat (içsel) ve engelli (dışsal) ayrımını doğru bir şekilde
yaptıktan sonra, gelelim bu kelimelerin nerede/nasıl
kullanılabileceklerine ve nerede/nasıl ön plana
çıkarılabileceklerine.
Günlük yaşamda hepimiz yüzlerce insanla karşılaşır, onlarcasıyla da
tanışır ve sohbet ederiz. Ve günün sonunda başımızı yastığa koyup
düşündüğümüzde, tanıştıklarımızı kim (hangi kişi?)
olduklarıyla, karşılaştıklarımızı ise –kim olduklarını
hatırlayamadığımız için- ne (hangi şey) olduklarıyla
hatırlarız.
Bir örnekle açıklayayım: Nisan ayında 300’e yakın üyemizin katılımıyla ve
sponsorlarımızın desteğiyle
Wattabe’de
enfes bir
Yaza Merhaba Partisi düzenlemiştik. O gün neredeyse herkesle
merhabalaşmış ve sohbet etmiştim.
Günün sonunda -isim hafızamın zayıflığından dolayı- tanıştığım kişilerin
bazıları benim için Çiğdem, Barış, Bülent, Ayhan, Nafiye... olmuşken
(yani isimleriyle, kim olduklarıyla belleğimdeyken), bazıları ise
andante, yağmur, catwomen, semino, kaderb gibi forumdaki kullanıcı
adlarıyla var oldular. Bunların yetmediği yerlerde ise öğretmen,
mühendis, öğrenci, kırmızı gömlekli, gözlüklü, sarışın, esmer,
Bursalı, Ankaralı... olarak hatırlamaya çalıştım insanları (yani ‘ne
oldukları’yla).
Ama bazen bunlar da yetmedi. İşte bu durumlarda, yani kim olduklarını
hatırlayamadığım durumlarda, kim olduklarını hatırlamak için mutlaka
ne olduklarını düşünmem gerekiyordu ve bu durumda o kişiler benim
için topal, kör, sağır, dudak okuyan, tekerlekli sandalye kullanan
kişiler oluveriyordu; yani ne olduklarını hatırlamaya çalışıyordum.
- Çiğdem
- Hangi Çiğdem?
- Hani var ya kullanıcı adı Çiğdem Yüksel olan.
- Hatırlamadım..?
- Yahu hani turkuaz renkli bir eşofman giyen başörtülü kız.
- ...
- Hani bir grup halinde geziyorlardı.
- Yok hatırlamadım..?
- Yuh sana! Yahu hani topallıyordu, dizini tutarak yürüyordu ya.
Tekerlekli sandalye kullanan Bülent’le sohbet ederken yanımıza
gelmişti. Hatırladın mı?
- Haaaaa, hatırladıııım!
- Çok şükür!
İnsanlar ne olduklarıyla
değil, kim olduklarıyla hatırlanmak ve tanınmak isterler.
Önemli olan kim olduğumuzdur, ne olduğumuz ikincil-ve çoğu zaman önemsiz-
bir konudur.
Bülent kim?
Engelliler.Biz’in yöneticisi
Bülent ne?
Omurilik felçli, tekerlekli sandalye kullanıyor, uzun boylu, kumral,
emekli...
***
Tanımlamanın, yukarıda anlatmaya çalıştığım yönüyle bir nezaket ve empati
dili ile yakından alakalı olduğunu söylemek sanırım çok yanlış
olmaz.
Bu aslında bir yönüyle sorunun ne kadar kolayca aşılabileceğine işaret
etmesi açısından güzeldir, ama bazı dostlarımızın “onca sorun varken
ne işimiz var bu nezaketle, empatiyle!..” diye düşünebileceğini
bildiğim için, bu, engelli-sakat ve kim-ne ayrımının önemini biraz
daha vurgulamak yararlı olabilir. Bu vurgu için sevgili dostum
Gökhan’dan bir alıntı yapmak istiyorum:
“Sakat-engelli arasında bir
ayrım yapmak gerekli görünüyor. İngiltere'deki engelli hareketi
de "Impairment" ve "disability" arasında bir ayrım yapma
ihtiyacı duymuştu (daha önce feministler tarafından benimsenen "sex"
- "gender" ayrımı gibi). Bu fark vurgulanmayınca "özürlü"lerin
ezilmesi onların fiziksel durumlarının doğal bir sonucuymuş
izlenimi veriyor. İşte engelliliğin hiç de bedenin fiziksel
durumundan kaynaklanan bireysel/medikal bir sorun olmayıp, tam
aksine belirli toplumsal ilişkilerin bir sonucu olarak
'yaratıldığını' vurgulamak için engelli hareketinin kendisi
şöyle bir ayrım getirmiş:
"Impairment" (Türkçede belki sakatlanma diyebiliriz): bedenin
bir uzvunun ya da o uzvu işlevsel olarak kullanma yetisinin
olmamasıdır. Engellilik ise "normal" bedeni imtiyazlı kılan
belirli toplumsal –ekonomik, siyasal, kültürel, uzamsal-
ilişkilerin sonucudur.
Örneğin bacaklarımı işlevsel olarak kullanamamam, bir sakatlanma
durumudur, ama bunun sonucunda dışarı çıkamamam, iş bulamamam,
bunu çok vahim bir durum olarak görmem vs. vs. "engelli"
olduğuma işaret eder.
Ancak, bu ayrım da son dönemde 'sakatlanma'nın bile (?) belirli
toplumsal mekanizmalarca 'üretilmiş' olduğuna yönelik vurgularla
eleştirildi.
Yine de neredeyse tüm engelli örgütlerinin dahi
sakatlanma-engellilik arasındaki ayrımından bihaber göründüğü
bir durumda, bu ayrımın farkında olmak, ne uğruna ve nasıl
mücadele edileceği açısından önemli gibi.”
***
Alt-Üst Kimlik kavramlarının çokça tartışıldığı bu günlerde, kavramların
doğru kullanılmasını sağlamanın ve bu vesileyle/sayede ayrımcılılığa
yol açacak bütün tanımlamaların önüne geçilmesinin önemli olduğu
kanaatindeyim.
Ne olduğumuzun -en- öne çıkarılması; hem ‘kim olduğumuz’u önemsiz kılması
açısından sakıncalıdır, hem de insanları binlerce kategoriye
ayırması açısından ayrımcıdır.
Ve ayrımcılık suçtur (TCK Md. 122).
Sakatlık ibaresinin nüfus cüzdanlarına yazılması için yönetmelik
çıkarıp, yurttaşlara kim olduklarının anlaşılması için verilen
KİMLİK’lere, NE olduklarını yazmak isteyenlere ithaf olunur(!)...
***
Yazıya başlarken, yeni çıkacak Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanun
tasarısında, çalışma gücü kaybı %45-50 olanların 20 yıl-4720 gün
pirimle, %50-60 olanların 18 yıl- 4360 gün pirimle, %60-65 olanların
16 yıl-4000 gün pirimle emekli edilmesinin öngörüldüğünü; malulen
emeklilik için artık 5 yıl-1800 gün pirimin yeterli görülmeyip, 10
yıl-3600 gün pirim yatırılmasının öngörüldüğünü; yeni sisteme göre
emekli olunduğunda emekli maaşlarının düşeceğini; otomobil alımında
tanınan vergi istisnasının gerçekte muafiyet değil, ÖTELEME
olduğunu; sağ ayağından sakat olanın bu ötelemeden yararlanabildiği,
ama sol ayağından sakat olanların yararlanamadığını yazmayı
düşünmüştüm, ama olmadı.
Olsun! Ben yazmasam da siz KİMin NE yaptığını çok iyi
izleyin... |