|
İşsizlik, Yoksulluk,
Sakatlık ve Engellilik
Çalışmak, hem kişisel hem de toplumsal gelişmenin/refahın önkoşulu ve
hatta olmazsa olmazıdır. Kişisel ihtiyaçlarını (beslenme, giyinme,
barınma, vb.) karşılayabilen bireylerden oluşan bir toplum, "Toplumsal
Refah"ını da arttırmış ve Sosyal Devlet kavramının içini doldurmuş olur.
Aksi halde, gelir eşitsizliğine dayanan Göreli Yoksulluk ortaya çıkar
-ki, bu da gelişmişlik düzeyinin sığ olduğunu gösterir- ve toplum, “Gelişmemiş
Ülke” olarak tanımlanır.
Bu tanımı üzerimize almayacak ve ülkemizin Gelişmiş Ülke olduğunu
söyleyeceksek, engelliler aleyhine varolan ayrımcılığı ve peşin
hükümleri ortadan kaldırmamız ve bununla beraber, gerekli sosyal yatırımları
da tamamlamamız gerekmektedir. Ve bunu bir an önce yapmamız şarttır. Zira artık gelişmişlik “refahın genele ne kadar yayıldığı”yla ölçülür
hale gelmiştir ve 3-5 tekerlekli sandalye ya da işitme cihazı dağıtarak
sorumluluktan kurtulmak söz konusu değildir. Yemezler!..
Bir başka deyişle: Toplumun en büyük azınlığı konumundaki engellilerin,
sorunlar karşısındaki ezilmişliğine son vermez ve onlara toplum içinde
saygın bir statü kazandırmazsak, gelişmişlikten dem vurmamız söz konusu
olamaz.
Güzeli de; ne bu sorunları/engelleri görmezden gelmek ne de çözümleri
ertelemek artık mümkündür.
Önümüzdeki günlerde bu sorunlar çözülecek ve “herkesi içine alan, herkese
uygun bir toplum modeli”(1) hayata geçirilecektir.
Başka yolu yok!
***
Bu süreçle birlikte, toplumun sorunlarını doğru tespit etmenin ve sonra
da
çözümler üretmenin önemi daha bir ortaya çıkmaktadır. O halde, işe, “Toplumun en büyük sorunu nedir?” sorusuna cevap vermekle
başlayabiliriz; ve benim bu soruya cevabım: “Toplumun en büyük sorunu işsizlik ve
yoksulluktur” şeklinde olacaktır.
Aşağıda bu konuyu irdelemeye çalışacağım
***
Herkesin olduğu gibi, biz engellilerin de en büyük sorunu işsizliktir.
Daha doğrusu, hernekadar işsizlik genel bir sorun olsa da, engelliler
için daha bir derin sosyolojik etkilere/yıkıma sebep olduğu açıktır.
İşsizlik-yoksulluk-engellilik kavramlarına neden-sonuç ilişkisi
açısından bakıldığında, bunları, “birbirlerini doğuran zincirleme sosyal
sorunlar” olarak tanımlamak yanlış olmasa gerek.
Öyleyse şunu söylemek mümkündür: sorunlardan birinin çözümü için atılan her adım, doğal olarak,
diğer sorunların çözümüne de katkıda bulunacaktır.
Daha da vurgulamak gerekirse, “Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde
engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden
geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Ayrıca
engellilik işsizliğin de başlıca nedenleri arasında sayıldığı için bu
iki olgu arasında bir neden sonuç bağlantısı bulunduğu söylenebilir.
Demek ki, engellilerin topluma kazandırılmalarının önündeki en ciddi
sorunlardan birisi, içinden geldikleri sosyo-ekonomik kesimin bir bütün
olarak yaşadığı yoksulluk sorunu/gelir dağılımı sorunudur. Doğaldır ki,
yoksul kesimler arasından gelen engelliler, yoksulluğu üreten başka
sebeplerle de bir arada yaşadıkları için, onlar için yoksulluk adeta bir
kısır döngüye dönüşmektedir. Bu, onların toplumla bütünleşmelerinin
önündeki en ciddi engeldir.
Birleşmiş Milletler’in "Sakatlar İçin Fırsat Eşitliği Konusunda Standart
Kurallar"ında engellilerin topluma eşit katılımları için bazı ön
koşullardan söz edilmekte ve engellilerin kendi kendilerine yeterli
olabilmesi için meslek edindirilmeleri ve işe yerleştirilmeleri önemle
vurgulanmaktadır. Asıl olan, engelli de olsa her bireyin topluma
çalışarak üretken bir birey olarak katılmasıdır.”(2)
“Engelli de olsa” yani “Ben” değil “Öteki” de olsa herkesin verilen
hizmetlerden ve toplumsal kaynaklardan eşit oranda yararlanmaya hakkı
vardır.
Hatta herkes, yaptığı hizmetlerden “Diğerlerinin” de yararlanmasını
sağlamaktan ve devlet de yaşamı bu anlayışla planlamak ve
yönlendirmekten sorumludur.
Devlet ise engelliler aleyhine ayrımcılık yapmamalı ve
yapılmasına da müsaade etmemelidir. Bu sosyal sorumluluk devletindir ve
hiç kimsenin ya da örgütün inisiyatifine bırakılamayacak derecede hayati
önemdedir.
Tekrarlamak pahasına da olsa; devlet, engelli vatandaşına mesleki eğitim
vermek, iş bulmak ve toplum içerisinde saygın bir konuma gelmelerini
sağlamakla sorumludur.
Devlet bu sorumluluğunu ne kadar doğru ve hızlı bir şekilde yerine
getirirse, engellilerin toplumla bütünleşme süreci de o kadar sağlıklı
ve hızlı gerçekleşecektir.
Çünkü “engellilere yönelik ayrımcılığın önlenmesinde en etkili unsur,
onları iş yaşamına sokmak, üretken kılmaktır.”(3)
Öte yandan çağdaş anlayışın bir gereği olarak "çalışmak ve işsizlikten
korunmak" bir insan hakkı olarak da değerlendirilmektedir
İşsizlik ve çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar, engellileri kuşatan
sorunlar arasında, adeta diğer sorunların da temeli konumunda olan, bir
diğer söyleyişle, doğrudan doğruya diğer sorunları doğuran ya da bu
sorunların daha şiddetle yaşanmasına neden olacak etkilerde bulunan bir
özelliğe sahiptir.
Her insanın yapabileceği bir iş vardır ve engelliler de fiziksel ve
ruhsal işlevlerinde bir bozulma ya da eksiklik olsa bile, onların bu
niteliklerini dikkate alan uygun bir eğitim ve rehabilitasyondan
geçirildikleri zaman çalışabilirler, üretime katılabilirler. Çalışmanın,
kültürün önemli bir parçası sayıldığı toplumlarda, herkes gibi
engelliler de çalışmaya/üretmeye isteklidirler(4)
***
Engellilerin iş hayatında karşılaştıkları sorunlar nelerdir?
"1- Bunlardan ilki
ülkemizde, henüz engellileri de gözeten sistemli bir iş analizi ve
meslek tanımlaması çalışmasının yapılmamış olmasıdır.
Engelliler hangi işleri yapabilir? Bu meslek hangi eğitim
sürecinden geçildikten sonra yapılabilir? Bu eğitim sürecinin
özellikleri ve aşamaları nelerdir?.. Bütün bunların ayrıntılarının
belirlenmesi gerekir. İş piyasası, eğer belirli niteliklerle donatılmış
bir iş gücüne gereksinme duymuyorsa, iş gücünü, bu niteliklerle
donatmayı sürdürmek, bir yandan boşa giden emek ve para, diğer yandan da
bu niteliklere sahip işgücünün işsizliğine kapı aralamaktır.
2- Engellilerin istihdamını güçleştiren sayısız neden arasında
eğitim ve rehabilitasyon konusundaki yetersizlikler büyük yer
tutmaktadır Bu gün ülkemizde ne yazık ki engelliler için yeterli eğitim
ve rehabilitasyon (mesleki eğitim ve rehabilitasyon dahil) merkezi
bulunmamaktadır.
3- İçinde bulunduğumuz iktisadi yapının, engellileri de içerecek
bir şekilde düzenlenmemiş olması, işverenlerin engellileri çalıştırmak
konusundaki çekingenlikleri ve önyargıları da istihdamın önündeki
engeller arasındadır.
[ABD ‘de yapılan bir
araştırmaya göre özürlü istihdamı ile ilgili peşin hükümlerin
başında şunlar gelmektedir: a)Özürlü işçiler, sık sık mazeret izni
alırlar ve sürekli hastalanırlar; b)Verimli ve iyi çalışamazlar;
c)Hissidirler. Alıngan, kırılgan olurlar ve çabuk kızarlar; d)Diğer
çalışanları rahatsız etmektedirler ve genel çalışma temposunu
düşürmektedirler; e)Daha çok iş kazalarına maruz kalmaktadırlar;
f)Halkla ilişkiler açısından olumsuz bir manzara oluşturmaktadırlar;
g)İşyerinde özel düzenlemelerin yapılması masraflıdır; h)İşten atmak ve
cezai müeyyide uygulamak daha zordur; i)Emek piyasasında yeterince
sağlam işsiz bulunmaktadır.
ABD’de yapılan bir diğer araştırma ise, “özürlü iş gücüyle çalışma
deneyimi olan işverenlerin”, özürlülerle ilgili ön yargıları
tamamen ortadan kaldıracak mahiyette tecrübeleri olduğunu ortaya
çıkarmıştır: a)İş bırakma ihtimalleri daha az olmaktadır; b)Sorumlu ve
kesintisiz olarak çalışmaktadırlar; c)Daha az iş kazalarına sebep
olmaktadırlar; d)İşlerini daha çabuk kavramaktadırlar; e)Daha çok iş
bilincine sahip olmaktadırlar; f)Daha fazla güvenilirdirler; g)Normal
işçiler kadar verim göstermektedirler; h)İşlerine zamanında
gelmektedirler; i)Halkla daha iyi diyalog kurmaktadırlar.
*Başbakanlık, Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın yaptırdığı bir araştırma
da yukarıdaki sonuçları destekler mahiyettedir.](5)
[Engellilerin, mesleki eğitim ve becerilerine uygun bir işte
çalıştırılmamaları çok büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yukarıda da görüldüğü gibi, engelli personel istihdamının işverenlere
en itici gelen yanı, varolan önyargılardır. Bu önyargılar yüzünden
işverenler özürlü işgücünü personel yatırımı olarak değil, zorunlu
istihdam olarak algılamaktadırlar.
Hal böyle olunca da, zoraki istihdam edilen engelli personele
"artık" muamelesi yapılmakta ve angarya işlerle
aşağılanmaktadırlar. Burada işverenin de engellinin de ortak
sorumlulukları vardır. Her ikisi de EŞİT oranda suçludurlar.]
4- Bir başka güçlük
de engelli istihdamını kolaylaştırmada kullanılan araçların yeterince
geliştirilmemiş olması ve uygulanmamasıdır.
5- Engellilerin istihdamla bağlantılı sorunları istihdam
gerçekleştikten sonra da ortaya çıkmakta ve iş yaşamı içinde de
sürmektedir. Bu aşamada engelliler sahip oldukları kişisel özellikleri
ve nitelikleri ile bağlantılı pek çok sorunla karşılaşmaktadırlar.
Bunlar, olumsuz iş ve işyeri koşullarından tutun da, çalıştığı işte
karşılaştığı sosyal güvenlik sorunları, yetersiz ücret, işinde
ilerleyememe, erken emeklilik gibi sayısız sorunları içeren geniş bir
alana yayılmaktadır."(6)
Görüldüğü üzere iş hayatındaki
sorunları 3 aşamalı olarak değerlendirebiliriz. Birincisi, Mesleki
kalifikasyon için eğitim; ikincisi, istihdam; üçüncüsü de, çalışma
koşulları.
Her üç aşamaya da eşit oranda çözüm üretmedikçe, kalıcı ve sürdürülebilir
bir iyileştirmeden söz etmek mümkün değildir.
Onun için, ne yapıp etmeli ve sorunları eşzamanlı olarak ele alarak
kalıcı çözümler üretilmelidir.
Aksi halde –bugüne kadar olduğu gibi- sloganvari politikalarla
geçiştirilen sorunların çözümü gittikçe zorlaşır ve ödenmesi gereken
bedeller de aynı oranda ağırlaşır (Konunun vahameti ve aciliyetinin
farkına varan kurumlar yavaş yavaş da olsa bazı çalışmalar yapmaya
başladılar. Bu amaçla, yeni hazırlanan Özürlü Yasa Taslağında bazı
düzenlemeler öngörülüyor. Ancak taslak incelendiğinde, düzenlemelerin
temenniden öteye gitmeyen, "aksi davranışlarda" cezai müeyyideleri
öngörmeyen ve yaptırım gücü olmayan içerikte olduğu dikkat çekiyor. Gene
de Başlangıç Noktası olması itibarı ile olumlu bazı söylemler söz
konusu. Umarım bu dileklerin gerçekleşmesi için hepimiz üzerimize düşen
görevleri yaparız.)
***
Sorunların çeşitli ama buna karşılık birbirine bağımlı olması, çözümün de
eşgüdüm içinde, hatta tek elden yürütülmesini zorunlu kılıyor.
Bu aşamada, çözüm için bir öneriyi gündeme getirmek istiyorum:
Özürlüler İdaresi Başkanlığında, engellilerin iş hayatında
karşılaştıkları sorunlar karşısında, hukuki anlamda "arkalığını" yapacak
bir birim oluşturulabilir.
Bu birim, çalışan engellilerin haklarının korunması için ilgili kurum ve
kuruluşlarla (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı,
Türkiye İş Kurumu, Ticaret Odaları, Meslek Kuruluşları, Sendikalar,
Barolar, Sivil Toplum Örgütleri, vb.) koordineli bir şekilde
çalışabilir, sorunların giderilmesini sağlayabilir ve engellilerin
sorunlarının çözümü için gerek hukuksal, gerekse pratik anlamda her
türlü “iş takibini” ve “arkalığını” yapabilir.
Bir örnekle açıklayacak olursak: Engelli bir vatandaş iş yaşamı ile
ilgili herhangi bir sorun yaşamış olsun ve bu birime başvuruda bulunsun.
Başvuru üzerine Birim derhal ilgili firma ile bağlantıya geçmeli ve
durum sorulmalı.
Eğer firma düzeltme yoluna gitmezse, Çalışma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı,
SSK, İş-Kur vs. ile bağlantıya geçilmeli ve -önceden hazırlanan plan
çerçevesinde- firma hakkında yasal takibat başlatılmalıdır.
Vee:
Firma diyecek ki: “Bu adamlar örgütlü. Eğer yükümlülüklerimi
yerine getirmezsem bunlar benim iflahımı söker. Aman bulaşmayayım!..”
Engelli diyecek ki: “Sorunuma çözüm bulmak için varolan, "BİZDEN
OLAN" bir örgüt var. Ona sahip çıkmalıyım.”
Maliye Bakanlığı diyecek ki: “Oooooh! Gene bir ihbar; gelsin %3
engelli kontenjanını doldurmayan firmalara kesilen cezaların %20'si”
Çalışma Bakanlığı diyecek ki: “Örgütlü toplum sayesinde çalışan
sayısı artacak. Tüketen nüfus ve sosyal ihtiyaçlar için yapılan
harcamalar azalacak. Ülke kalkınacak”
SSK diyecek ki: “Gelsin pirimler...”
İş-Kur diyecek ki: Ben formaliteden kurulmuş bir kurum değilim.
Adam gibi çalışıyorum ve işçi bulma listelerim gerçektir. Bakın yılda
... kişinin istihdamını sağlıyorum.”
Özürlüler İdaresi Başkanlığı diyecek ki: “Biz Türkiye'deki en
güçlü kurumuz.”
Velhasıl bir saadet zinciri oluşacak!..
Gel gelelim bunun oluşması için koordinasyon ve çıkar birlikteliği şart.
Bunun en kolay yolu da, engelli personel çalıştırmayan firmalara kesilen
cezalardan pay dağıtmaktır. Ancak bu şekilde bu birlikteliği
ölümsüzleştirebiliriz!..
***
Engellilerin çalışması ve işsizlikten korunması konusu bir yandan
uluslararası belgelerde bir yandan da başta Anayasa olmak üzere ulusal
mevzuatımızda gereğince işlenmiştir. Bu yönde, ortaya çıkacak hukuksal
düzenleme gereksinimini karşılayacak yeni çalışmalar elbette ihmal
edilmemelidir. Ancak bu alandaki asıl sorun toplumsal anlayıştan,
uygulamadaki tutarsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu gün ülkemizde
engelliler işsiz kalmanın ezikliği içindedirler. Üretken ve yaratıcı
çalışma, insanca ve onurlu bir yaşam sürdürebilmenin ön koşuludur. Bu
yüzden engelli bireyin de topluma uyumunda, toplumla bütünleşmesinde bir
işe sahip olması büyük önem taşır. Engelli birey işsiz kaldığı ve
yaşadığı topluma üreterek katkıda bulunamadığı için kendini
gerçekleştirmemekte, ailesine ve topluma yük olmaktadır.(7)
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi,
Avrupa Sosyal Şartı, Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi
Uluslar Arası Sözleşmesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi, Avrupa Kentsel
Şartı, Özürlülere Yönelik Haklar; gibi belgeler özürlülerin yaşam
zorluklarını aşmaya ışık tutan değerler, ilkeler ve standartlarla önemli
bir destek noktasıdır. İnsanca gelişme felsefesi ve öne çıkan çağdaş
zihniyet ayrımcılığa karşı, eşitlikçi, adaletçi, hoşgörülü, katılımı
esas alan bakışları içerir. Çağdaş zihniyet ve yaklaşımlar
doğrultusunda; uygun yapıları oluşturmak ve uygulamaya dönüştürmek çıkış
yoludur. Gündelik yaşamdaki zorluklar, yetersizlikler ve sorunlar
zihniyet yanlışlığından ve geçersiz yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır.
Özürlülük, dışlanmanın bir nedenine dönüşmekte, yaşamı sürdürme
adaletsiz bir çelişkiler yumağını üretmektedir. Özürlülere yönelik
örgütsel yapılar işlevsiz kalırken, politika üretememe, program
geliştirememe, kaynak ayıramama, yapılanları yaygınlaştıramama, tüm
özürlülere ve özürlülük türlerine yönelik uygun hizmetleri sunamama
kısır döngülerle dolu bir örgütsel ağı karşımıza çıkarmaktadır. Örgütlü
çalışmalardaki eşitsizlik, verimsizlik ve kalitesizlik özürlülere
sunulan çalışmaların ortak özelliği olmaktadır.
Özürlülerin bireysel ve örgütlü oluşumları: kendilerini anlatmayı, yaşam
zorluklarına çözüm aramayı gündeme getirirken zihniyet, yapı ve yetersiz
uygulamalarla da mücadele etmek durumunda kalmaktadırlar.(8)
***
SONUÇ
Engellilerin yaşam kalitesini arttırıcı önlemler almak, varolan “kötü
imajdan” kurtulmalarını sağlamak ve insanca yaşam koşulları hazırlamak
sosyal devletin olmazsa olmaz koşullarıdır.
Ve artık zaman eski zaman değildir.
Artık ne devlet sorun yokmuş ya da varolan sorunlar çözülüyormuş gibi
davranabilir, ne de engelliler kendilerini -sorunlarla yaşamaya
alıştırarak- evlerine hapsedebilir.
Teknoloji (bilgisayar) ve iletişim (internet) alanlarındaki gelişmelerin
yanı sıra, Avrupa Birliği ile yaşanan süreç, tüm insanlığı bu
vurdumduymazlıktan men etmektedir.
Artık sorunları “çözer gibi yapmak” değil, ÇÖZMEK zamanıdır!
Koşu uzun ve engebelidir, ama herkes elinden gelen en iyi performansı
sergilemek zorundadır.
Ve koşmak yerine, koşanları engelleyenlerin bu yarışta yeri yoktur.
Dahası: Kalan sağlar bizimdir!..
Kaynaklar
1- Doç Dr. Kasım KARATAŞ, ÖZÜRLÜLERE YÖNELİK AYRIMCILIK VE AYRIMCILIKLA
SAVAŞIM, Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, s.2
2- Doç Dr. Kasım KARATAŞ, ENGELLİLERİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞME SORUNLARI
Bir Sosyal Politika Yaklaşımı, Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 2, Sayı
2, s.46
3- Doç Dr. Kasım KARATAŞ, ÖZÜRLÜLERE YÖNELİK AYRIMCILIK VE AYRIMCILIKLA
SAVAŞIM, Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 2, Sayı 1, s.4
4- Doç Dr. Kasım KARATAŞ, ENGELLİLERİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞME SORUNLARI Bir
Sosyal Politika Yaklaşımı, Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 2, Sayı 2,
s.51
5- Doç. Dr. Ali SEYYAR
6- Doç Dr. Kasım KARATAŞ, ENGELLİLERİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞME SORUNLARI Bir
Sosyal Politika Yaklaşımı, Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 2, Sayı 2,
s.52
7- Doç Dr. Kasım KARATAŞ, ENGELLİLERİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞME SORUNLARI Bir
Sosyal Politika Yaklaşımı, Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 2, Sayı 2,
s.54
8- Doç.Dr.İbrahim CILGA, ÖZÜRLÜLERİN YAŞAM KALİTESİ, Ufkun Ötesi Bilim
Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, s.82
|