Hastane Anılarım 1
1999 yılında kurşun yaralanması sonucu felç oldum. Olay sonrasında özel
bir hastanede üç gün, devlet hastanesinde bir ay, ve son olarak da
fizik tedavi hastanesinde 7 ay kaldım.
Tabii bu süre içinde ilginç anılarım oldu. Bunları yazmaya çalışacağım...
Olay Anı
Kulakları sağır eden gürültünün ardından derin bir sessizlik...
Gözümü açtığımda polisler üzerime eğilmiş bişeyler söylüyorlardı.
Ne dediklerini hatırlamıyorum.
Duymuyordum.
Vücudumda hissettiğim sıcaklık, şişkinlik, kan kokusu, kendi nefesimin
uğultusu ve çevremdekilerin -bana ulaş(a)mayan- bağrışları vardı bir
tek.
Ve her şey yavaştı.
“Babam yaşıyor mu?” diye sordum üzerime eğilen –üzgün- polise.
“İçerdeki baban mı?” diye cevap verdi.
“Evet” dedim, “öldü değil mi?”
“Hayır” diye yalan söyledi.
Oysa anlamıştım. Ölmüştü.
Bir damla gözyaşıyla gücümü topladım.
Bana ateş eden adamların ismini söyledim.
Bişeyler söylediler... Duymadım!
Kendimi bıraktım.
Uyudum.
Ayılır gibi olduğumda, sağlık görevlileri gelmişti. İki parçadan oluşan
sedyeye transfer etmeye çalışıyorlardı beni.
Güvende ve güçlü hissediyordum kendimi.
Vücudum çok sıcaktı. Kımıldayamıyordum
Yine uyudum.
Uyandım.
Ambulansın beyaz kaportasını gördüm.
Elim sedyeden düşüp ambulansın kapısına çarptı.
Güldüm.
“Beni (de) Bayındır Hastanesine götürün” dedim.
Uyudum.
Uyandım.
Ambulanstaydım.
Genç bir doktor ve bikaç kişi daha vardı yanımda.
Doktor heyecanla ve panikle konuşuyordu: “Olmuyor, olmuyor! Damarı
bulamıyorum! Hastayı kaybediyoruz!..”
Gidiyordum...
Sonra, “Oldu!” diye çığlık attı sevinçle.
Kaldım!
“Size” dedim, “bişey söylicem”.
Doktor rahatlamıştı.
“Aileme deyin ki, .....”
“Tamam” dedi doktor, “söz veriyorum...”
Rahatladım.
Uyudum.
Hastane
Uyandım.
Bayındır hastanesinin kapısındaydım.
Çok sayıda güvenlik görevlisi vardı.
Kalabalıktı.
Uyudum.
Uyandım.
Ameliyat masasındaydım.
Hiç yoksa on tane sağlık görevlisi vardı başımda.
Ameliyat hazırlıkları yapıyorlardı.
O arada bi kadın dikeldi başucumda, bişeyler sordu: “Adınız nedir?..”
“Bülent” dedim, “arka cebimde cüzdanım var...”
“Masrafları ödeyeceğinize dair bir imza atmalısınız” dedi.
Güldüm.
“Bir kere öpebilir miyim?” dedim.
Herkes güldü.
Ama öptürmedi
“Rahat olun” dedim, “para konusunda bi sıkıntı yaşamazsınız”.
Ama “imza” diye diretti.
Güldüm yine. “Peki” dedim, “imzalayayım”.
Kaldırıp “yanıma” getirdiler elimi ve bir de kalem tutuşturdular
parmaklarımın arasına.
Çaktım imzayı!
Öpücük alamasam da anlaşmadan memnundum; bir süre daha dünya liginde top
koşturabilecektim!..
Rahatladım.
Uyudum.
Yoğun Bakım
Uyandım.
Gözlerimi açmaya çalıştım. Başaramadım.
Zor nefes aldığımı hissettim.
Elimi ağzıma götürdüm.
Rahat nefes alabilmem için oksijen maskesi bağladıklarını fark ettim.
Onu çıkardım.
Rahat bi nefes aldım.
Ama ikinci nefese doymadan hemşire yanımda bitiverdi, “beyefendi buna
dokunmayın...” dedi.
Sanırım bi de iğne yaptı.
Uyudum.
Uyandım.
Gözlerimi açtım.
Yoğun bakımdayım.
Çevremde biçok –uyuyan- hasta var.
Ağzımda yine o oksijen maskesi.
Yine nefes alamıyorum. Daraldım.
Elimi attım, maskeyi çıkarttım.
Hemşire geldi.
“Beyefendi...” dedi.
“Nefes alamıyorum..” dedim.
“Olmaz” dedi.
“Ama...” dedim.
Uyudum
Uyandım.
Gözlerimi açtım.
Maskeyi çıkardım.
Nefes aldım.
Karşımdaki masada iki hemşire bana bakarak konuşuyorlardı: “Sürekli
maskeyi çıkartıyor...”
Biri yanıma geldi.
“Beyefendi..” dedi.
“Yok” dedim, “bu sefer olmaz! Bu sefer maskeyi taktırmam.”
“Ama..” diye diretmeye çalıştı.
“Olmaz” dedim, “kendimdeyim yahu! Benden iyi mi bileceksiniz nefes alıp
alamadığımı!”
Öbür hemşire de geldi yanımıza. Gülüştüler.
Sonra aralarında anlaştılar ve maskesiz kalmama izin verdiler.
Derin bi nefes aldım.
Uyudum.
Uyandım.
“Günaydın” dedim hemşireye.
“Günaydın” dedi.
“Kaç gündür buradayım?”
“İki gün”
“Ne zaman çıkacağım buradan?”
“Bugün”
Sevindim.
Turp gibiydim!
Sözleşme işe yaramıştı.
Demek ki imzada (da) keramet vardı!
Uyudum...
Not: Devamı edecek... |