Genç Sakatlar Rahatsız!
Radikal 2 / 29.04.2007
“Ben sakatın sinmiş, sakatlığı
görünmeyen, görünürse gizlemeye çalışan, yardıma muhtaç, haddini
bilen ve aynı zamanda benden uzak duranını severim. Sevaptır.”
Toplumus (MS 2007)
Sakatlığı olan kişilerin iş yaşamında karşılaştığı sorunları yazmadan
önce toplum aklının dayattığı sınırları iyice bir görmek
gerekir diye düşündüm. Yukarıda okuduğunuz söz, bu kaygının formüle
edilmiş halidir.
7 bin üyesi bulunan ve ülkenin dört bir yanından oldukça aktif şekilde
kullanılan (forumları aracılığıyla bilgi ve tecrübe paylaşımı
gerçekleştirilen) Engelliler.Biz Platformu’nun yöneticisi olarak
şunu hiç tereddüt etmeden kolayca söyleyebilirim: Sakatlığı olan
kişilerin iş yaşamındaki (ya da iş yaşamına adım atmaktaki) en temel
sorunu, ayrımcılıktır!
Sorulduğunda –henüz- bu gerekçeye bağlamaya “cesaret” edilemese de, bu
böyledir... Sakatlığı olan birinin iş başvurusu sözkonusu olduğunda,
işverenler için temel sorun, sakatların bizatihi görünüşlerinde,
farklılıklarında ve sakat olan uzuvlarındadır. Daha açık ifadesiyle
sorun sakat(lığ)ın görsel küçümsenmesidir, hatta sakatlığı olan
kişilerle birarada olmak istenmemesidir!
Bu iddiayı destekleyen o kadar çok yaşanmışlık var ki... Sakatlığı olan
biri telefonla ya da internet üzerinden iş başvurusu yapıyor, her
konuda anlaşıyorlar, aranılan tüm nitelikler kendisinde mevcut
oluyor, ertesi gün yüz yüze görüşme için işyerine davet ediliyor, ve
gider gitmez o olumlu görüşmelerin yerinde yeller esiyor! Kem-küm,
ve sonunda –en sahtesinden pişmanlık ve telaşla- “Beyefendi sakat
kadromuz dolu”. Sanki sakat kadrosunu soran var!
Veya mimar olarak başvuruda bulunmak için bir holding binasına
gidiyorsunuz, formu doldururken bir çalışan yanınıza yanaşıyor, “siz
başvuramazsınız” diyor. Neden diye soruyorsunuz, “sakatsınız”. Eeee!
Ne olmuş sakatsam? Mimarlık eğitimini almışsınız, ilanda öngörülen
tüm şartlara uygunsunuz, ama sakatsınız işte!
Veya bir bankaya üniversite diplomanızla başvuru yapıyorsunuz ve işe
alınıyorsunuz. İşe gidiyorsunuz, ne kadar getir-götür işi varsa size
yıkılmaya çalışılıyor. Şikâyet etmeyi aklınızdan bile geçirmeyin,
çünkü cevap hazır: sakatsınız, işe alındığınıza şükretmelisiniz!
Veya avukatsınız ve bir iş ilanı üzerine görüşmeye gittiniz. Sizi görür
görmez, “maalesef ilandaki kadro için eleman alımı yapıldı”
diyorlar. Kapıdan çıkıyorsunuz ve telefonla ilanda verilen numarayı
arıyorsunuz, “avukat ilanı için aramıştım...”, cevap: “gelin
görüşelim”! Henüz telefonla sakatlık tespit edilemiyor tabii!
Kamu kurumları daha fena... Eğitiminizi başarıyla ve hiçbir özel yardım
almadan tamamlayıp öğretmenlik için başvuruyorsunuz, KPSS’den de iyi
bir puan almışsınız. Atamanız yapılıyor, ama sakat olduğunuz için
göreve başlatılmıyorsunuz! Oysa aynı sakatlığınızla yıllarca (hem de
ikinci öğretimde gece yarılarına dek) okumuşsunuz ve kimse size
“boşuna okuma öğretmenlik yaptırmazlar” dememiş!
Daha “düne” kadar sakatlığı olan kişiler KPSS’ye bile giremiyordu,
memur bile olamıyordu...
Örnekler o kadar çok ve o kadar trajik ki. İnsanın bıkmaması, herkesten
ve her şeyden nefret etmemesi, kahretmemesi imkânsız.
Sakatlığınız varsa kimse sizin eğitim durumunuzla, becerilerinizle,
başarılarınızla, o şirkete verebileceklerinizle vs. ilgilenmez! Zira
iş(i)verenin gözü sizin sakatlığınızla perdelenmiştir artık! O andan
itibaren ya yukarıda verdiğim örneklerdekine benzer sözlerle
geçiştirilirsiniz ya da (50 ve üzeri personel çalıştıran
işyerlerinde doldurulması zorunlu olan) yüzde 3-4 oranındaki sakat
kadrolar boşsa, o –uyduruktan- kadroda çalışmaya mecbur edilirsiniz.
Çünkü kota sistemi, yanlış olarak, “sakatlığı olan herkesi bu statüde (ve
alt pozisyonlarda!) çalıştırın” diye algılanıyor. Hâlbuki bu kota
üniversite mezunu, eğitimli, becerikli kişiler için değil, düpedüz
eğitimsiz ve çok dezavantajlı kişiler için kullanılmalıdır. Onun
dışında, çalışmak için ölçüt sakat olup olmamak değil, “o işi”
yapmaya uygun eğitimin, becerinin ve diğer koşulların varlığı
olmalıdır.
Oysa iş ilanlarına bakın... Sakat statüsü için verilen ilanlar hep düşük
pozisyon (hatta ironik bir şekilde ‘beden işçisi’ olarak) ve ‘hafif
özürlü’ ibarelidir. Yani kimse “işe yarar” personel aramıyor...
Usulünce, “mecburen doldurmamız gereken kadrolar var, bunlar için en
düşük pozisyonlarda en düşük maaşla çalışacak, olabildiğince az
(mümkünse böbrek-kalp gibi görünmeyen!) sakatlığı olan birilerini
bulmamız gerek” deniyor! Hâsılı eğitimli bir sakatsanız (eğitiminize
uygun) iş bulmanız neredeyse imkânsızdır.
Çözüm için
1) İşverene, “sakatlığı varsa kötüdür, işe yaramaz” algısının yanlış ve
de ayrımcılık yapmanın suç olduğunun ve daha da önemlisi birarada
yaşama kültürünü yok ettiğinin anlatılması gerek. Bunun için sık sık
seminer vb. toplantılar düzenlenmeli, 2) Sakatlığı olan personel
çalıştırmanın özendirilmesi için işverenin maliyetini düşürücü
teşvikler/düzenlemeler yapılmalı, 3) Sakatlığı olan kişilere “piyasa
değeri olan” mesleki eğitimler verilmeli, 4) İş-Kur, meslek odaları,
sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlerin rutin toplantılar
yapması ve sürekli fikir alışverişinde bulunması sağlanmalı, 5)
Ayrımcılığa uğrayan veya bir şekilde iş yaşamında sorunla karşılaşan
–sakatlığı olan- kişilerin danışabileceği ve daha da önemlisi hukuki
destek alabileceği yerel birimler oluşturulmalı. Bu birimler
şikayetleri dinleyip, çözüm için adım atacak bilgi ve yetkiyle
donatılmalı, ve 6) Kamu kurumları hem istihdam konusunda hem de
sosyal devlet olmanın bir gereği olarak üzerlerine düşen
sorumlulukları yasalar çerçevesinde yerine getirmeli.
Son Söz
Çok zor olmasa gerek... Sadece birarada yaşamalıyız, iç içe olmalıyız.
Bedenlerimizi bir kompleks unsuru olarak görmeden, birbirimizi
küçümsemeden, birbirimize değer vererek, birbirimize saygı
duyarak... Birarada yaşamalıyız.
|