Engelliler İçin
Olumlu (Pozitif) Haklar
Önce tanımla başlayalım; Negatif Hak-Pozitif Hak tanımları ile:
“Negatif hak, bir toplumda ayrım yapmadan, azınlık-çoğunluk
demeden herkese tanınan haklardır; ör. Toplu ulaşımdan yararlanma,
mülk alabilme, eğitim-sağlık vb. haklar.
Pozitif hak ise, yalnızca “dezavantajlı” gruplara mensup bireylere
verilen haklardır; ör. Kendi okulunu açıp orada kendi dilinde eğitim
verme, kadınlara kimi yerlerde yönetim kontenjanı tanıma, gibi.
Çünkü bir azınlık grubunun farklı özelliklerini koruması zaten çok
güçtür. Onlar ancak bazı özel birtakım haklara sahip olurlarsa
çoğunlukla gerçekten eşit olma şansını yakalayabileceklerdir.”**
İşte bu tanımda dikkat çekilen, “çoğunlukla gerçekten eşit olma”
durumunun sağlanması için, gelişmiş her toplumda, sakatlıklarından
dolayı engellenen yurttaşlar için Pozitif Haklar öngörülür; ör.
Otomobil alırken vergi indirimi, Gelir Vergisi indirimi,
işyerlerinde engelli çalıştırılması için zorunlu kota uygulaması,
mimari düzenlemelerin özendirilmesi vs. vs.
Burada amaç, sakatlar aleyhine varolan ayrımcılığın/engellerin ortadan
kaldırılmasıdır.
***
Hukuken ülkemizde yaşayan herkesin kamu binalarına girme, kaldırımda
yürüme, seyahat etme, tuvalete gitme, eğitim alma vb. hakları
vardır. Ve bu Negatif Haklar tüm yurttaşlar için geçerlidir.
Ne var ki -kendi seçimleri olmayan- bazı özel koşullarından dolayı,
sakat, yaşlı, hasta vb. yurttaşlar, hukuken ve politik olarak,
rahatça yürüyenlerle eşit olmalarına rağmen, gerçekte kamu
binalarına giremez, kaldırımlarda yürüyemez, toplu ulaşımdan
yararlanamaz, tuvalete gidemez ve eğitim alamazlar. Çünkü varolan
bütün düzenlemeler çoğunluk göz ününe alınarak yapılmış ve diğerleri
yok sayılmıştır.
Yani bu yurttaşlar, devleti yönetenlerin tercihlerinden dolayı, varolan
–negatif- haklarını kullanamaz ve günlük yaşamlarında mağdur
olurlar.
Bu durumda yönetenlerin ve toplumun önünde iki seçenek vardır:
Ya Pozitif Haklar öngörür; engelliler aleyhine varolan eşitsizliğin
giderilmesi için düzenlemeler yapar ve tüm binaların tekerlekli
sandalye kullanan yurttaşların ulaşımına uygun şekilde yapılmasını
zorunlu kılan ve ayrımcılığı önleyici ve ayrımcılık yapanları
cezalandırıcı yasalar çıkarır.
Ya da -süregeldiği gibi- azınlığı görmezden gelir ve onları kaderleriyle
baş başa bırakıp toplumdan soyutlar.
***
Şimdi bazılarınız, “tercih meselesi” diyebilirsiniz. Ama değil! Zira
ülkemiz bu konudaki tercihini çoktan yapmıştır.
Anayasamızın 61. maddesi: “Devlet, sakatların korunmalarını ve
toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.", 60.
maddesi ise: “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” der.
Ayrıca altında imzamız bulunan, Sakatlar için Birleşmiş Milletler
Standart Kararları: “Devletlerin; sakatlara tam katılım ve
eşitlik sağlayacak önlemler için yasal temeller oluşturma
sorumluluğu vardır. (…) Sakatlarla ilgili yasa; hakların ve
yükümlülüklerin Anayasa kapsamı içine alınması ya da bunların özel
bir yasa ile kanunlaştırılması şeklinde iki biçim içerisinde
oluşturulabilir.” der.
Yani ortada tercih etme “lüks”ü yoktur.
***
Peki, mademki yönetenlerin tercih “lüks”ü yoktur, o halde bugün
yaşadığımız ayrımcılık nedir?
Ne olacak! Bal gibi de Anayasa ve Uluslararası anlaşmaların aymazca
ihlalidir!
Peki, kimdir bunun sorumluları?
Başta engellinin bizatihi kendisidir! Sonra engellilerle ilgili sivil
toplum örgütleridir, sonra akademisyenler/öğretmenlerdir, sonra
siyasilerdir, sonra bürokratlardır…
Peki, ne yapılmalıdır?
Engelliler cüretkâr olmalı, hakları için mücadele etmeli, her yerde
olmalıdırlar;
Sivil toplum örgütleri adam gibi çalışmalı ve tekerlekli sandalye
dağıtarak para peşinde koşmak yerine, engellilerin gerçek
sorunlarıyla ilgilenmelidirler;
Akademisyenler/öğretmenler topluma yön verme sorumluluklarını yerine
getirmeli ve engellilere uygulanan ayrımcılığa dikkat çekerek, bu
ayrımcılığın önlenmesi için çaba sarf etmelidirler;
Siyasiler nereden geldiklerini unutmamalı, herkese eşit gözle bakmalı ve
Anayasaya uyarak, ayrımcılığın önlenmesi için gerekli bütün yasal
düzenlemeleri yapmalı ve uygulatmalıdırlar;
Bürokratlar dünya normlarını çok iyi takip etmeli ve çağın ilerisini
öngören düzenlemeleri önermelidirler.
***
Sonuç olarak, ülke nüfusunun %12’sini oluşturan engelliler (bu orana
süreğen hastalıklar dâhildir), şu anda %10 civarında olan ancak
zaman içinde gelişmiş ülkelerde olduğu gibi %20’lere ulaşacağı
hesaplanan yaşlılar (65 yaş üstü) ve bunlara ek olarak da hamile
ve/veya yeni doğum yapmış kadınlar ile çeşitli hastalıklardan dolayı
–geçici bir süre de olsa- kısıtlanan insanları düşündüğümüzde,
alınan kararlarda ve atılan adımlarda HERKESİN göz önünde
bulundurulmasının önemi daha da açık olarak görülmektedir.
Son tahlilde;
Siyasiler, dezavantajlı durumda olan yurttaşların yaşam koşullarının
iyileştirilmesi için gerekli olan Pozitif Hakları derhal hayata
geçirmeli.
Yönetenler, verilen hizmetleri önce “normal”ler için yapalım, sonra
“öteki”ler için yaparız, yanlışından derhal kurtulmalı.
Ve hepimiz, herkes için gerçekten eşit ve ayrımsız toplum uğruna
çalışmalıyız.
Zira takdir edersiniz ki, herkes, herhangi bir konuda, başka birileri
nezdinde mutlaka “öteki”dir ve dezavantajlıdır!
** Prof. Dr. Baskın ORAN, “Türk
Dış Politikası”, İletişim Yayınları. |