|
 |
|
Engellilerle İlgili
Sivil Toplum Örgütleri 1 - Birlik Olamamak
Türkiye’de engellilerin en büyük sorunu olarak “Örgütlenememeyi”
gördüğüm ve var olan örgütleri -istisnalar kaideyi bozmaz- yetersiz,
başarısız ve “ruhsuz” olarak “suçladığım” için bu konuyla ilgili
detaylı bir yazı dizisi hazırlamayı birinci vazife olarak algılıyorum.
Konuyla ilgili ilk vurgulanması gereken sorunun “Birlik
olamamak/olmamak” olduğu düşüncesiyle, ilk önce buna dikkatinizi
çekmek istiyorum.
***
Siz hiç engellilerin hakları konusunda ilgili örgütlerin ortak hareket
ettiğini gördünüz mü? Basın bülteni, televizyon programları,
protestolar, hükümet ya da kurumlarla görüşmeler konusunda 3-5 örgütün
bir araya geldiğini!
Ben görmedim...
Her örgüt tek başına hareket ediyor, neden?
Neden birlik olamıyorlar?
Neden bizler için gerekli olan tek ses olmayı beceremiyorlar?
Neden 7 milyonluk bir güç olmak varken 300-500 kişilik -görünen-
üyeleriyle hareket ediyorlar?
Neden “eylem” değil de “görüşme” yapıyorlar?
Birincil Sorumlular
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1981 yılını “Engelliler 10 Yılı” ilan
etmiş, 1983-1992 yılları arasında engellilere yönelik yapılacak
çalışmalar için hedefler belirlemiş ve tüm ülkelerde engellilere
verilen hizmetlerin koordinasyonundan sorumlu bir kurum oluşturulması
kararı almıştır.
Bu karar doğrultusunda, 1981 yılında Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı bünyesinde özürlülere yönelik hizmetlerin koordinasyonu
amacıyla sürekli kurul olarak oluşturulan “Sakatları Koruma Milli
Koordinasyon Kurulu” 1997 yılına kadar çalışmalarını sürdürmüş,
30-05-1997 tarihinde Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın
kurulmasıyla görevi sona ermiştir.
Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın kuruluş amacı; "özürlülere yönelik
hizmetlerin düzenli, etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini temin
etmek için; ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar arasında
işbirliği ve koordinasyonu sağlamak, özürlüler ile ilgili ulusal
politikanın oluşmasına yardımcı olmak, engellilerin problemlerini
tesbit etmek ve bunların çözüm yollarını araştırmaktır."
Görüldüğü üzere Özürlüler İdaresi Başkanlığı; sorunlarımızın
hukuki-sosyolojik-politik açıdan çözülmesi ile ilgili en üstteki
kurumdur ve sorunların çözülmesinden sorumludur!
Kurumun akademik olarak bazı çalışmalar yürüttüğünü(nispeten)
söyleyebiliriz. Ama “halka inme” konusunda yetersiz ve başarısız
olduğu açıktır.
İkincil Sorumlular
Konfederasyonlar, bunlara bağlı Federasyonlar ve dernekler...
2908 sayılı Dernekler Kanununa göre, derneklerin kurulabilmesi için
ilk şart; “(...) kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış
belirli ve ortak bir gayeyi gerçekleştirmek[tir] (...)”. Yani
dernekler ya da üyeleri dernek vasıtasıyla para kazanamazlar.
Derneklerin tek varlık sebebi, kamu yararı gütmektir!
Engellilerle ilgili olarak kurulan dernekler “Dernekler Kanunu”nun 88.
maddesi gereğince ilgili federasyonlara katılmak zorundadırlar. Yani
dernekler federasyonlara, federasyonlar konfederasyonlara bağlıdır.
Ülkemizde engellilerle ilgili 4 adet federasyon bulunmaktadır. Körler
Federasyonu, Sağır-Dilsizler Federasyonu, Ortopedik Özürlüler
Federasyonu ve Zihinsel Özürlüler Federasyonu
Ve bunların doğal koordinatörü de Özürlüler İdaresi Başkanlığı’dır.
Küçük Hesaplar
Yukarıdaki bilgileri okurken biraz sıkılmış olabilirsiniz. Ne var ki,
haklarımızı bilmenin çok önemli olduğu düşüncesiyle önce kanunları
sıralamak istedim.
Görüldüğü üzere bu yazının başlığı olan “Birlik Olamamak” kavramı
teorik açıdan pek geçerli değil. Kanunlar ilgili örgütlere nasıl
yapılanmaları ve birlik olmaları gerektiğini açık olarak tebliğ
etmiştir.
Demek ki, sorun, kanunlarda değil, bu örgütleri idare edenlerde! O
halde birlikte hareket edememeyi beşeri hatalarda aramak yanlış olmaz.
Bu durumda karşımıza çıkan başarısızlığı açıklamak çok kolay;
beceriksizlik-küçük hesaplar-kıskançlık-çekememezlik-en güçlü olma
güdüsü..!
Başka izahı yok!
Yemezler!
Tabi bazıları çıkıp onlarca dosya gösterebilir “bakın federasyona
bağlı tüm derneklerin ortak imzasının olduğu çalışmalar...”
diyerekten. Ama yemezler!
O imzalar kanunlar emrettiği için ve hiyerarşik işleyişin gereği
olarak atılıyorlar. Yani başka şansları olmadığı için o imzalar
atılıyor.
Oysa benim kastettiğim birliktelik gönülden birliktelik; basın önünde
ortak açıklamalar, haksızlığa karşı ortak çığlıklar, haklarımızı alma
girişimlerinde omuz omuza mücadeleler...
“Hak Almak”
Unutmayalım bu örgütlerin varlık sebebi bizleriz. Biz olduğumuz için
onlar var.
Bizlere hizmet etmek ve sorunlarımızı çözmek zorundalar. Aksi halde
faaliyetleri anlamsız ve kanunsuz hale gelir.
Bizlerin çıkarları birlik olmayı gerektiriyorsa –ki gerektiriyor-
“birlik olmak” zorundalar.
Bizlere yapılan haksızlıklara karşı 7 milyonun gücünü arkalarına
almaları ve masaya vurmaları gerekiyorsa bunu yapmak zorundalar.
Bu anlamda hepimizin -bu örgütlerden-, sorunlarımızın çözülmesini
istemeye ve hesap sormaya hakkımız vardır.
Bu hakkı kullanalım ki, ilgilileri baskı altına alabilelim,
Bu hakkı kullanalım ki, gerçek sorunlarımız görülsün,
Bu hakkı kullanalım ki, gerçek çözümler üretilebilsin,
Bu hakkı kullanalım ki, “yalancı” idareciler bizim adımıza ahkâm
kesmesin,
Bu hakkı kullanalım ki, işe yaramayan hantal örgütlerin yerini
gerçekleri alsın,
Bu hakkı kullanalım ki, sokaklar bizim olsun,
Bu hakkı kullanalım ki, “sendikalar gibi” on binleri bulan katılımla
mitingler düzenleyebilelim,
Bu hakkı kullanalım ki, uyumadığımızı gösterelim,
Bu hakkı kullanalım ki, yarınlardan umudumuz olsun...
Güzel yarınlar görmek isteyen her engelli bu hakkını kullanmalıdır!
Bülent Küçükaslan
bulent@engelliler.biz |