|
|
|
 |
|
BİR AKORT DENEMESİ…
— Seni seviyorum Esmeciğim, dedi kendi kendine söylenir
gibi alt perdeden, kupkuru bir sesle.
— Ben de sizi!
Masaya bıraktı kadehi, Esme’ye baktı,
— Bıkmadın mı bu Allah’ın belası “siz”den, dedi. Sevmek
senli benlidir!
— Ona da hazır değilim daha!
Gülümser bir duralamadan sonra ekledi,
— Durmayın üstünde lütfen!
— Batmasa durmayacağım.
— Batmasın!
— İyi, söyle ona da batmasın bir daha!
Vedat Türkali’nin son romanı, “Kayıp Romanlar”dan kısa bir alıntıydı bu;
Nahit’le Esme arasında başlayan bir aşkın ilk dakikalarını resmeden
kısa bir pasaj.
Şimdi siz bıyık altından “Bülent’in aşkları depreşti” diye
gülüyorsunuzdur; ama yok, benim derdim başka. Benim derdim, sakat
-ve bunun sonucu olarak da engelli- olmanın, yaşama bakışı nasıl
yönlendirmesi gerektiğini sorgulayabilmek. Bunu yaparken de aşktan
yararlanmak.
***
Hernekadar birbirini seven iki kişi arasında yaşanan aşk kimseyi
ilgilendirmese de “onlar”a bir etkimiz olmayacağı için sorabilirim:
Aşağıdakilerden hangisini “normal” buluyor ve onaylıyorsunuz? Nahit
ve Esmenin;
A- Biri doktormuş, diğeri temizlikçi
B- Biri 78 yaşındaymış, diğeri 28
C- Biri profesörmüş, diğeri ilkokul mezunu
D- Biri zenginmiş, diğeri fakir
E- Biri çok güzelmiş, diğeri çirkin
F- Biri sakatmış, diğeri değil
Malum, böylesi tezatlar için bizde her zaman hazır bi atasözü vardır: “Davul
bile dengi dengine!”.
Peki, gerçekten öyle mi? Gerçekten herkes o davulun ritmine ayak uydurmak
zorunda mı?
Davulların akordunu, akordu yapanları ve başka akorttan çalanlara karşı
girişilen acımasız baskıları sorgulamak gerekmez mi?
Bendeniz gerektiğini düşünenlerdenim!
Dahası bu sorguya girişirken, sakat olmanın, hangi tarafta olmak
gerektiği konusunda –çok şükür- bizleri bağladığına da inanıyorum.
Başka bir ifadeyle: iyi ki böyleyim; zira bu sayede, sevmenin iki
kişi arasında ve “senli benli” olduğunu çok iyi bilebilir,
savunabilir ve “denk”liği sorgulayabilirim.
Forumdaki bir arkadaşımın dediği gibi: “Biz karşımızdakini her şeyiyle
kabul etmeye hazır insanlarız. Çünkü yaşadıklarımız bize bunu
öğretti..”
***
İstisnasız her sakatın –biçok şeyde olduğu gibi- aşkta da önüne engeller
çıkartılmıştır.
Engeller çoktur… ama benim burada değinmek istediğim, engellere rağmen
başlayan aşklarla ilgili olanlarıdır. Yoksa -birçok sakat
arkadaşımızın düşündüğünün aksine- insanların birbirini “sakat”
değerlendirmesiyle sevmemeye/beğenmemeye hakları olduğunu asla
yadsımıyorum. Nasıl ki herkesin bir “tipi”, değer ölçütü ve zevki
varsa, buna bağlı olarak, sakat birinden hoşlanmama hakkı da elbet
vardır (gerçi o değerlerin günümüz toplumuna nasıl pompalandığı su
götürmezdir ve bunun hakkında yazılabilecek çok şey de vardır, ama o
konu bu yazının maksadını aşar).
Bir uzvunun olmaması ya da işlevini tam olarak görememesine rağmen
sorunsuzca başlayan aşklar, “ama”larla başlayıp, “annem-babam…”larla
sürüp giden ve herkesin -ve her şeyin- baskısıyla sonlanan aşk
hikâyelerine dönüşür çoğu zaman.
Zira aşkın iki kişi arasında yaşanması gerektiği gerçeğine rağmen,
KORO, “O'na mı varacan! Aman canım sen de! Ben sakata kız
vermem! Ben sakat gelin istemem!..” nakaratını hep bir ağızdan
öylesine güçlü söyler ve tokmağı kafalara “deng”i “deng”ine
öyle sert vurur ki, “davul”un işi bittiğinde ne aşk kalır ne de
başka bişey!
***
Sanırım bu satırları okuyanların ezici çoğunluğu “benim aşkımda da -o ve
benim dışımda- “onlar” oldu” diye geçirmiştir aklından.
Çoğumuz aşkın yanına başka şeyler koyulmasından, tezatların aşkın
önüne geçirilmesinden ve sakatlıktan dolayı aşkın yıkılmasından
rahatsız olmuşuzdur.
Nazmiye GÜÇLÜ’nün
enfes sorularındaki gibi:
“Çevresinin onayını almadan kaç kişi aşkını yaşayabiliyor?
Öğrendiklerimizin dışına kaçımız çıkabiliyoruz?
Yaşlı kadın-genç erkek, Ermeni-Türk, sakat-sakat olmayan, kadın-kadın,
sosyalist-faşist aşkları mümkün mü? Olsa bile ne kadar sürüyor?
Sürmemesinin nedeni, duyguların bitmesi mi sahiden? Yoksa ayrımcı-ırkçı-
cinsiyetçi düşünceler mi duyguları yok ediyor?”
Elbette zorluklar olacaktır, elbette engeller çıkacaktır, elbette
uyuşmazlıklar doğacaktır…
Ama, Engelleri aşamıyorsa, sevgi midir o!? |
|
|
|
|