AKP için Sakatlar ve Sakatlık
Politikaları
BİA Haber Merkezi / 13/07/2007
“... ikiyüzlülüğü nedeniyle
kendini gürültülü bir biçimde hırpalayan, kendi suskunluğunun
gevezeliğini eden, söylemediğinin ayrıntılarını vermek için
çabalayan, uyguladığı iktidarları kınayan ve kendisini ayakta tutmuş
olan yasalardan kurtulmayı vaat eden...”
AKP’nin 2007 seçim
bildirgesindeki “Özürlüler” başlığını okuyunca, M. Foucault’nun
yukarıdaki sözü geldi aklıma. AKP sözcülerine ve bildirgeye
bakarsanız, Türkiye’de sakat olmanın yaşamak için bir dezavantaj
olmadığı, karşılaşılması muhtemel sorunların hükümet (ve bürokrasi)
tarafından öngörülerek çözümün derhal hayata geçirildiği, sorunların
tespiti ve çözümler konusunda gelişmiş ülkelerdekine eş (ve hatta
üstün) yasal düzenlemelerin bu hükümet döneminde yürürlüğe
konulduğu, kısacası her şeyin hükümetin kontrolü altında olduğu,
sakatlığı olan yurttaşların ve ailelerinin herkes gibi yaşayabildiği
hissine kapılıyorsunuz.
Pekii, gerçekten öyle mi? Bildirgeden alıntılarsak, gerçekten bu hükümet
döneminde özürlü bireylerin ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının
önü açılmış mıdır? Özürlüler Kanunu, dünyadaki birçok ülkeye örnek
olacak şekilde, toplumda özürlü bireylerin onurunu ayağa kaldırmış,
tam anlamıyla bir reform niteliğinde midir? Yani AKP’nin bugüne dek
gerçekleştirdiği uygulamalar, sakatlığı olan yurttaşların
sorunlarını gerçekten çözmüş müdür? Daha da önemlisi, bundan sonra
çözebilecek midir?
Bu yazıyı kaleme alan, yaklaşık 10 yıldır tekerlekli sandalye kullanan
ben, bunun böyle olmadığını, gerçekleştirilen düzenlemelerin
neredeyse tamamının (bu kesinliği lafın gelişi olarak söylemiyorum)
konuya hakim olmayan kişilerce ve acemice hazırladığını, hiçbir
aşamada (düzenlemelere muhatap olan) sakatların özne olarak yer
almadığını, bu yanıyla eksik, yanlışlarla dolu, kısıtlayıcı ve
bürokratik engellerle malul olduğunu iddia ediyorum.
AKP’nin el attığı konular:
- Özürlüler Yasası söylenilenin aksine eksiklerle/yanlışlarla
dolu; hele Avrupa ve Amerika’daki emsalleriyle kıyaslandığında içi
boş, çözümden uzak, yuvarlak ifadelerin yer aldığı ve yaptırım
öngörmeyen şekilde çıkarılmıştır. Yasayı eleştirmek bu yazının
sınırlarını aşar, ama şunu söylersem sanırım balon patlar: yasa
gündeme geldiğinde birbirinden çok da farklı olmayan üç yasa
ortalıkta dolaştırılıyor, öne çıkarılmaya çalışılıyordu. Bunlardan
birincisi (şu an yürürlükteki) Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın
hazırladığı, ikincisi AKP milletvekili Sayın Lokman Ayva’nın
ekibinin hazırladığı, ve üçüncüsü de Konfederasyon’un hazırladığı
yasa idi. Yani bugün övülen yasa, o gün eleştirilip, beğenilmeyen ve
yerine alternatifi hazırlanan bir yasadır. Oysa tek yapılması
gereken şey, Amerika ya da Avrupa’daki emsal yasaların tercüme
ettirilmesi ve (ihtiyaç duyulursa) geliştirilerek yürürlüğe
koyulmasıydı. Sanırım oraların demokrasisi gibi yasası da bizim için
bol gelir diye düşünüldü.
- Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık
Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik yayınladı. Mağdurlar ordusu
yaratıldı: Öncesinde %40 ve üzerinde raporu bulunan yüzbinlerce
kişinin oranları bu yönetmelikle %40’ın altına düşürüldü. Bu kişiler
(henüz kendileri farkında olmasalar da) 1- Erken emeklilik, vergi
indirimi vb. haklarını kaybettiler, 2- Süreli raporla Özel Eğitim
hakkı elde eden çocukların eğitimleri yarım kaldı
- Bakıma Muhtaç [ağır] Özürlülerin Tesbiti ve Bakım Hizmeti
Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik yayınlandı.
Yönetmelikte yer alan “sosyal güvencesi olmamak” şartı yüzünden
kadük doğan düzenleme, hemen sonra gelen tepkiler sonucu
‘iyileştirilerek’ kişi başına düşen geliri 270 YTL’den düşük olma
şartına bağlandı. Bu sınırlamalarla görüldü ki, bireyin yardımcıya
ihtiyacı olması, ekonomik açıdan ailesinden (ve herkesten) bağımsız,
saygın bir yurttaş olarak yaşam sürebilmesi için desteklenmesi
değil, zekât için uygun koşullarının olması önemli.
- 2005 yılı Özürlüler İstihdam Yılı ilan edildi. Oysa bugün kamu
kurum ve kuruluşlarında doldurulması zorunlu olan sakat statüsündeki
kadroların yüzde 81.5'i boş ( Radikal 30.01.2007). Doldurulmayan
kadrolar için kesilen cezaların biriktiği fon ise atıl şekilde,
Maliye Bakanı’nın bir alicengiz oyunuyla el koymasını bekliyor.
- Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği yayımlandı.
Tebliğde birçok ürün için ödenecek fiyat aşağıya çekildi. Örneğin
felçlilerin mesanelerini boşaltmak için kullandığı (yaşamsal
önemdeki) sondaların birim fiyatı 2 YTL’den 1,50 YTL’ye düşürüldü.
Bugüne kadar kaliteli ürün kullanan ve bu sayede yaşamsal sağlık
sorunlarından kurtulan (ben gibi) kişiler, artık ya cebinden her ay
200-300 YTL ödeyerek sağlığını korumaya çalışacak ya da düşük
kalitede ürünleri kullanarak sağlığını riske atacak.
- 2022 sayılı yasayla ihtiyaç sahibi kişilere bağlanan aylıklarda
iyileştirme yapıldı. Yapıldı ama, maaşı almak için bürokratik
engeller yüzünden 3,5 yıla varan bekleme süreleri sözkonusu. Ayrıca
konuyla ilgili bir af beklentisi var. Ama zengine af, işverene
teşvik vermekte bir an bile duraklamayan AKP hükümeti, bu konuda
feryat figan isyan eden yurttaşların taleplerini kulak arkası
ediyor.
AKP’nin görmezden geldiği konular:
- Otomobil kullanımı, alımı ve satımı ile ilgili olarak yaşanan
akıl almaz sıkıntılara ve camianın feryadına kulak tıkanıyor.
- Sağlık raporu çıkarmadaki sıkıntılar aynen devam ediyor.
“Sürekli” ibareli rapora sahip, sakatlığında/hastalığında herhangi
bir iyileşme olması mümkün olmayan kişiler halâ her “iş” için yeni
sağlık raporu almak zorunda bırakılıyor.
- Devlet memurluğu giriş kriterlerindeki sözlü sınav uygulaması
hala devam ediyor. Yazılı sınavdan 100 puan alan kişiler, eğer
torpilleri yoksa, “Fatih Sultan Mehmet’in dayısının adı nedir?” gibi
sorularla elenmeye devam ediyor. Ve bu sorulara muhatap olmamak için
hükümete yakın vakıf ya da örgütlerin içinde yer almak şartı herkesi
çileden çıkarıyor.
- Okullarda çocuklara sakatlıkla ilgili, daha doğrusu farklılık ve
farklı olanla birarada yaşama kültürüyle ilgili eğitim
verilmemeye devam ediyor. Farklı olanı tanımadan yetişen çocuklar,
büyüdüklerinde anne-babalarının yaptığını yapıp, sakatları merhamet
ve duygusallıkla, farklı olanı ise empatiden uzak şablonlarla
değerlendirmeye devam ediyor.
Hasılı, ezber bozmak gerek! Hiçbir şey söylendiği gibi tozpembe ve
kontrol altında değil. Ancak Avrupa Birliği uyum sürecinin dayattığı
düzenlemelerin el yordamıyla, acemice, zekâti zihniyetle ve
çoğulculuktan/katılımcılıktan uzak şekilde uygulanmaya
çalışılmasından söz edilebilir, o kadar. Neoliberal iktisat
politikaları güdenler için aksi bir durum zaten mümkün değil.
Ama hazırlanın... 23 Temmuzdan sonra meclis kürsüsünden de söyleyeceğiz
bunları. Baskın Oran ve Ufuk Uras başta olmak üzere
diğer bağımsız sol adaylar, ve başkasının derdini kendine
dert sayan yürekli milletvekilleri sesimiz olacak bizim... |