|
|
|
 |
|
ÜRETİM ÖZÜRLÜSÜ OLMAK
Kimi toplumların oldum olası üretimle arası pek yoktur. Üretmek deyince
çoğalmayı anlarlar da çoğalanları nasıl doyuracaklarını düşünmezler.
Eski çağlarda yağmacılık yapanlar, günümüzde ‘mafya’ yöntemi denilen
eylemlerle başka insanların ürettiklerine el koyarak ihtiyaçlarını
karşılıyorlar. Zorbalığa gücü yetmeyenler resmen avuç açarak
dileniyorlar. Azgelişmiş toplumlar için uluslararası boyutta
genellikle ikincisi geçerli oluyor. Ama kimsenin aklına ‘üretmek’
gelmiyor.
Üretim, insanın toplumsal ve teknik ilişkiler içerisinde doğa ile yaptığı
madde alışverişidir, kısaca. ‘Yoktan var etmek’ değilse bile ‘azdan
çoğaltmak’dır. Doğayla yapılan bir kutsal savaştır.
Karnını doyurabilmek için bile bu kutsal savaşı başkalarına havale etmek,
bazı önemli organların körelmesine neden olur. Örneğin beyin gibi.
Yaşam düzeyini üretimle yükseltmek gibi bir dert olmadığında; bu
konuda “düşünmek” ve “düşünce üretmek” gibi bir dert de
olmayacaktır. Nasıl olsa birileri üretiyor... Üretenlerin yaşam
biçimleri, toplumsal refahları daha da gelişirken; tüketenler bu
işin nasıl olduğu konusunda kafa patlatırlar. İş işten geçtikten
sonra.
***
İşsizliğin ve hayat pahalılığının nedenleri araştırılır. Üzerine kitaplar
yazılır, konferanslar düzenlenir. Ama hiçbirinden ‘üretimi nasıl
daha da artırabiliriz?’ sorusuna bir yanıt çıkmaz, çıksa da
uygulanmaz. Uygulanamaz. Çünkü, bu durumun sürmesi kimilerinin işine
gelir. Gerçekten iyi niyetli düşünenlerin de artık bu kötü gidişe
‘dur’ demeye güçleri kalmamıştır.
Üretimin sevilmediği toplumlarda düşünce üretmek de sevilmez ve
yasaklanır. Düşünce üretenler öldürülür, hapsedilir, süründürülür.
Oysa en çok onların el üstünde tutulması gereklidir. Çünkü; bilgi
çağında toplumların geleceği; düşüncelerin çoğalması, tartışılması,
doğru düşüncenin bulunması ve uygulanmasına bağlıdır.
***
Bir ülkede sigara taneyle satılırken yandaki kuyumcuda bileklerinden
dirseklerine kadar çaka çaka bilezikle dolu kadınlar alış-veriş
yapmaktaysa ya da komşu ülkede bir kısım halk çöplükten ekmek
toplarken bir spor kulübünün başkanının kumar masasında bir gecede
trilyon dönüyorsa o ülkelerde üretimden çok tüketimle ilgileniliyor
demektir ve gidişat hiç de iç açıcı değildir..
İnsanlarının arasında böylesi uçurumların bulunduğu toplumlar her zaman
büyük patlamalara gebedir. Önemli olan bu patlamayı ya da
sonuçlarını tartışmak değil, nedenlerini ortadan kaldırmaya çaba
göstermek olmalıdır. Yoksa aynı sorunlar katlanarak yenilenecektir.
Şimdi yaşadığımız gibi.”
Bakış Gazetesi, Sayı 11, Samsun Aralık 1996 |
|
|
|
|