|
|
|
 |
|
İstanbul, Ekim ‘84
“Yaşamda ve toplumda acı var. İnsanın da acı karşısında takınması gereken
bir tutum: O da sürekli diri kalmak, sürekli eylem içinde olmak.
Yaşayan ve üreten insan için ne karamsarlık söz konusu, ne de acıya
tutsak düşmek. Acı çekilir ve aşılır.”
Yukarıdaki sözler sevdiğim bir arkadaşımın ablasına aittir. Kendisi çocuk
felcinden dolayı tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş bir “özürlü”. Bu
sözleri ilk şiir kitabından kazandığı ödülü alırken söylemişti. Uzun
yıllardır bağlarımız koptu. Haberleşemiyoruz. Ama yukarıdaki sözleri
çivi gibi çakıldı beynime. Silineceğini de sanmıyorum.
Sadece özürlüler için söylenmiş bir söz değil bu. Tüm insanlar kendisine
pay çıkarabilmeli bu sözlerden. Çünkü, “doğum” ve “ölüm” aslında çok
kolaydır. Önemli olan bu ikisi arasında geçen zamanın
değerlendirilebilme biçimidir. Bu süreçte diri kalınamıyorsa,
karamsarlık ve acıya tutsak düşmek söz konusuysa ‘yazık oluyor’
demektir.
* * *
Olanı, olduğu gibi görmek gereklidir. Çoğumuz “ben böyle yapıyorum,
zaten” deriz, ama pek azımız yaparız bunu. Hep olmasını düşlediğimiz
dünyada yaşamaya uğraşırız. Uğraşırız da çoğumuz, bu ‘olmasını
düşlediğimiz’ dünyada yaşamak için hiç bir şey yapmayız. Hep
başkalarından bekleriz. Okumayız, düşünmeyiz, öğrenmeye çalışmayız,
tartışmayız, bildiklerimizi başkalarına aktarmayız. Kısacası
‘düşlediğimiz dünyada yaşamak’ için mücadele vermeyiz. Ondan sonra
da isyan ederiz. Dünyanın kötülüğünden, gittikçe batağa
sürüklendiğinden, bizi kimsenin anlamadığından falan dem vururuz.
Acıya tutsak düşmektir bu!
Ya da bir başka türlüsünü yaparız. Elimizi eteğimizi çekeriz dünyadan.
Yarısı dolu su bardağına ‘yarısı neden boş’ diye kızarız. ‘Yaşamak o
kadar önemli miymiş, niye gelmişiz ki bu dünyaya, getirirken bize
sormuşlar mı’ der, küseriz yaşama. Kendimizin ve çevremizin
sorunlarıyla savaşmaktan, onları çözdükçe alınan mutluluktan
habersizce yaşar gideriz. Bu da karamsarlıktır.
İkisi de aynıdır. Aynı ölçüde tehlikelidir. Çünkü ‘insandır’ söz konusu
olan. Ve insanların bir araya gelerek yarattığı ‘toplum’dur. Her
insan, önce ‘çevre yaratığı’dır. İçinde yaşadığı toplumdan
öğrendikleriyle büyür. Sonra ‘çevre yaratıcısı’dır. Herkesin iyi
kötü bir çevresi vardır, ailesi vardır, arkadaşları vardır. İşte,
insanın içinde bulunduğu şartlar karşısında takındığı tutum, aldığı
tavır onun hem kendisini, hem çevresindeki insanları etkiler. Diri
kalmak da bu demektir.
Kişisel ve toplumsal sorunlarla savaşmak ve kazanmak diri kalmayı hem
gerektirir hem de sağlar.
Bakış Gazetesi, Sayı 2, Samsun Ocak 1996 |
|
|
|
|