|
|
|
 |
|
DOĞRU DÜŞÜNCE YÖNTEMİ (1)
Ünlü Köroğlu’nun ‘Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu’ deyişi vardır ya
hani; onun gibi, ‘Telefon yaygınlaştı, mektup dahi yazılmaz oldu’,
‘Televizyon yaygınlaştı, gazete dahi okunmaz oldu’ diye insanın
zaman zaman hayıflanası geliyor. Bir de toplumsal hastalığımız;
‘kolaya kaçma’ bunlara eklenince “düşünce tembelliği” ya da “düşünce
özürlü olma durumu” iyice yaygınlaştı.
Eğitim-öğretim kurumlarımızda da düşünce yöntemi dışında ne varsa
öğretilmeye çalışıldığından beyinleri süngerleşmiş bir kuşak;
eskilerin deyimiyle “kafadan gayrımüsellah” yani ‘düşünce silahından
yoksun’ bir kitle yetişiyor.
Oysa yüzyıllardır insan beyninin yapısı ve çalışmasıyla ilgilenen bilim
adamları onun, pek azının kullanıldığını, daha çoğunun
kullanılabilmesi için neler yapıla gelmesi gerektiğini
araştırıyorlar.
YÖNTEM
“Bir amaca varmak için tutulan düzenli yol” diyor sözlükler, yöntem için.
Düşünmeyi ve de doğru düşünmeyi amaç edinirsek bu amaca varabilmek
için tuttuğumuz yol yani doğru düşünce yöntemimiz nasıl olmalıdır?
Bunu tartışalım istedim bu köşede.
Eski Yunan’da bir filozof: “Yıkandığın suda bir daha yıkanamazsın” demiş.
Gerçekten de ikinci kez yıkanmak istediğinizde girdiğiniz su ilk kez
yıkandığınız sudan farklıdır. Eğer su durgunsa daha da kirlenmiştir,
yok akıyorsa öncekiyle aynı olmadığı kesindir. Buradan şu sonucu
çıkarabiliriz: Her şey değişir. Peki ama nasıl?
Örnek 1: (-) ve (+) kutuplar bir araya geldiğinde elektrik oluşur. İki
zıtlığın beraberliğinden oluşan bu yeni olgu kendinden öncekilere
benzemez. Onlardan apayrı bir yapısı vardır. Elle tutulmaz ama gözle
görülür. Öncekiler (- ile + kutuplar) gözle de görülemiyordu. Örnek
2: Erkek ve kadının beraberliğinden yeni bir insan meydana gelir. Bu
yeni insan kendinden öncekilere hem benzer, hem benzemez. Elle
tutulur, gözle görülür.
Yukarda özetlemeye çalıştığımız iki örnek, olayların tümüyle normal
koşullarda gelişmesi durumunda söz konusudur. Anormal bir durumda ne
olur? (-) ve (+) kutuplar belirli bir noktadan fazla yaklaşırsa
‘kısa devre’ olur, elektrik yanmaz. Bebeğin doğumundan önce geçmesi
gereken normal süre tamamlanmazsa ya da aşılırsa, o süreç içerisinde
(anne hamileyken) herhangi bir dışarıdan müdahale durumunda
(şiddetli sarsıntı, kullanılmaması gereken ilaçlar vb.) bebek ya ölü
ya da özürlü doğar.
Doğru bir düşünce yöntemi kullanarak açıklanması olanaklı olaylara yanlış
yöntemlerle sadece bakakalmak “düşünce özürlü” olmanın kanıtıdır. Ve
bu durum, “bedensel özürlü” olmaktan daha acı vericidir.
Bu konu elbette burada bitmiyor. Gelecek sayılarda buluşmak üzere
‘özürsüz’ günler dilerim.
Bakış Gazetesi, Sayı 6, Samsun Mayıs 1996 |
|
|
|
|