|
|
|
 |
|
Değişim 4
Dört aydır DEĞİŞİM başlığının altında bir şeylere değinmeye çalışıyoruz.
Ancak, bu öyle bir konudur ki; üzerine kütüphaneler dolusu kitap
yazılsa bile –yazılmıştır da- sadece belli yüzeyleri
aydınlatılabilir. O nedenle, bir "makale" boyutunu aşamadığımız
için, böyle "dörtleme" yapmak zorunda kaldık..
İnsanlığın son 7000 yıllık tarihinde engelliliğin yeri:
Kimi zaman masal kahramanı olarak sevimlileştirilmişler: "Pamuk Prenses
ve 7 Cüceler"i okurken, kimse cücelerin birer engelli olduğunu
düşünmez bile.. "Notre Dame'ın Kamburu"nda iyi yürekli ama korkunç
görünümlü bir engelli vardır. Dede Korkut Masallarının "Tepegöz"ü
saldırgan bir engellidir.
Yunan mitolojisindeki yarı-hayvan yarı-insan olarak tasvir edilen, satyr
denilen, aynı şekilde Mısır mitolojisindeki sfenks denilen
yaratıkları da aslında birer engelli sayabiliriz. Bunlar dışında,
kimi babadan oğula süre giden hanedanların üyelerinin de,
herkeslerden gizlense bile, engelli olabildiğini görüyoruz. Ama bu
istisnaların dışında engelli, ya "yok" sayılmıştır ya da engelin
değil de engellinin "yok edilmesi" gerektiğine inanılmıştır!
Ta ki; 20. yy.'da ikinci emperyalist paylaşım savaşının sonunda;
"engellilik bilinci"nin toplumlar içerisinde yeşermeye başlamasına
kadar böyle sürdü.. Teknolojik gelişimin hızlanması, bilgi ve
iletişim olanaklarının çoğalması ve yayılması, en çok engellilerin
yararına oldu.. Uluslararası ve ulusal boyutta kâğıt üzerinde pek
çok adım atıldı. Uygulamada ise, hâlâ çok çok eksiği var! Aşılması
gereken çok uzun ve engebeli bir yol var..
Bundan sonrası:
Tüm engelliler; insanca yaşamak için, seslerini duyurmak zorundadırlar.
Bunun tek tek olmasının, sesin cılız çıkmasına ve duyulmamasına
neden olacağı açıktır.
Her şeyden önce kendilerini eğitmelidirler. Okul içi ve dışı eğitimle
kendi haklarını ve bunları elde edebilmek için yapmaları gerekenleri
tam ve doğru biçimde öğrenmelidirler. Teknolojiyi boş ve anlamsız
şeyler yerine daha işe yarar, daha sonuç alıcı, anlamlı şeyler için
kullanabilmelidirler. Bilgi de, ancak paylaşılarak çoğalır.
Ve örgütlenmelidirler. Birlikte hareket edebilmek, çok kişinin saygıyla
karşılayacağı bir "güç" oluşturur. Daha yaşanabilir bir hayatın
sağlanması ancak güçlerin birleştirilmesiyle mümkündür. Dürüst,
onurlu ve mertçe bir duruş sergileyebilmek için, bu özellikleri
barındıran örgütlerde bir araya gelmelidirler. Yoksa
oluşturmalıdırlar. Bu sadece bir gereklilik değil,
Birleşmiş Milletler'in sakatlar için tüm üye ülkelere önerdiği
bir kuraldır: "Kural 18: Sakatların Örgütlenmesi Devletler;
sakatlara, kendilerini ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde temsil
edecek olan örgütleri kurma hakkını vermelidirler."
Bütün bunlardan sonra ancak; ilk başta sözünü ettiğimiz değişim, doğru
yolunu, yordamını bulur ve GELİŞİM haline gelir..
Mart 2006 |
|
|
|
|