ÇEVRE
"İnsan, çevre yaratığı ve yaratıcıdır." deriz.
Buradaki "çevre" kulağımızın alıştığı gibi; dağlar, kırlar, ormanlar,
kuşlar, kelebekler, börtü böcük falan değildir. Adıyla, sanıyla,
gelmişiyle, geçmişiyle, yaşayanıyla, ölüsüyle toplum/lardır.
Hani, ilkokulda öğretilir ya.. "Aile, toplumun en küçük birimidir.."
diye.. Hah.. İşte belli yaşa kadar aileler insanın beynini
biçimlendirir, diğer bir ifadeyle formatlar. Daha sonra okul yapar
bu işi.. Sonra -erkeklerde- askerlik, iş, -Türkiye'de yeterince
olmayan ancak olması şart olan- Demokratik Kitle Örgütleri (DKÖ)
falan ve buralardaki arkadaşlar, ağabeyler, ablalar, kardeşler yani
"yaşayan reel çevre" bu görevi devralır..
Bir de yıllar, yüzyıllar hatta bin yıllar öncesinde yaşamış;
düşüncelerinden, görüşlerinden, buluşlarından, eserlerinden
yararlandığımız "ata"lar var.. Bunlara da "bizden önce geçenler"
derim ben kısaca..
Son olarak da; günümüz teknolojisiyle oluşan, bilgisayar + internet
olgusunun yarattığı forumlar, haber grupları, chat vb. ortamlarda
hayat bulan "sanal çevre" var ki özellikle engelliler için epeyce
önemli..
Yani insanı insan yapan çevresidir, içinde yaşadığı toplumdur.. E.. bunun
karşılığında da "çizdiğim sınırlardan çıkma!" diyor.. Çok şey mi
istiyor yani?
Bunun cevabı görecelidir. Yani kişiye, zamana, yere göre değişir. Bu
'sınırlar' din, töre, gelenek-görenek, hukuk vb. kurallarıyla
çizilmiştir. Sıkıysa çık bakalım sınırlardan!
Ancak, her şeye karşın, o toplum (ya da çevre) insana (kişiye, bireye ne
dersen de) bir şans (aynı zamanda görev de) verir. Der ki: "Madem
ben seni yetiştirdim, seni formatlayıp işleme hazır hale getirdim, o
zaman sen de üzerine düşeni yap, benim bir üyem olarak sevmediğin,
yanlış bulduğun kurallarımı/sınırlarımı değiştirmek/genişletmek için
elinden geleni yap! Sen de çevre/ler oluştur, kendinde olan bilgiyi,
düşünceleri başkalarına aktar, onlarla paylaş ve benim koyduğum
sınırları geliştirmek için mücadele et! "Yok öyle üç kuruşa beş
köfte!"
Mayıs 2008 |