Resim/Bağlantı: Babür Akdağ tüm yazıları

BABÜR AKDAĞ


Yazarın tüm yazılarına ulaşmak için lütfen buraya tıklayın.
İletişim: babur.akdag@superonline.com 

BEDEL

  Her şeyin bir ‘bedel’i vardır. Mutlaka ödenmesi gerekir. Ve ödenir de. Öyle ya da böyle. Şu ya da bu biçimde. Kendisi ya da başkaları tarafından. Önceden ya da sonradan. Mutlaka ödenir.
  Günümüz toplumlarında (ne yazık ki) ‘para’ ile ölçülür oldu ya her şey, ‘bedel’ deyince de önce ‘parasal karşılık’ gelir oldu, aklımıza. Oysa sadece ‘para’ değildir bedel; elde edilen ya da elde edilmek istenilen ‘şey’in karşılığında vazgeçmiş olduğumuz, bize ait olan başka bir ‘şey’dir. Emektir, güçtür, zamandır, sağlıktır ve benzerleridir.
  "Bedeli daha düşük ödemek" kavramı ekonomi bilimini yarattı. ‘Nasıl olur da aldığımızdan daha azını verebiliriz?’ sorusuna cevap arandı durdu tarih boyunca. Bu açıdan baktığında zaman zaman çok yanıldı, ekonomi bilimi. Yanıldı ve yanılttı. Yanlış anlaşıldı. ‘Bedavacılık’ rağbet gördü. ‘Başkalarının sırtından kazanmak’ matah sayıldı. Bedelini ödemeden kazananlar el üstünde tutuldu. “İnsanın insanı sömürmesi” ya da “kulun kula kulluğu” kavramları çok canlar yaktı.
  Oysa, her şeyin ödenmesi gereken bir bedeli var! Biz ödemezsek eğer, başkaları öder, bizden sonraki kuşaklar öder. Hem de şimdiki değerinin çok üstünde bir değerle. Bizden önceki kuşakların ödemediği ‘bedel’i şimdi bizim ödeme durumunda oluşumuz gibi.
  Bir zamanlar her yılın bütçesinin belirlenmesinden sonra büyük gazetelerimiz başlık atarlardı: “Her doğan bebek şu kadar TL. borçlu doğuyor”. Şimdilerde pek görülmüyor bu tür başlıklar. Ya çatal kaşık kuponundan yer bulamıyorlar ya da ulusal borcumuzu TL. cinsinden hesaplayıp doğan bebek sayısına böldüklerinde ortaya çıkan rakam dudaklarını uçuklatıyor, böyle bir başlık işlerine gelmiyor. Eee ne de olsa ‘bütçe’leri yapanlardan “teşvik”lendikleri paralarla veriyorlar o çanak çömlek takımlarını. Köpek sahibine havlar mı?
  Neyse.. Biz yine konumuza dönelim. “Trafik Cinayet”lerinde küçük bir ihmal ya da kurallara uymamanın bedeli, canından olmak veya ömür boyu sakat kalmaktır. Çok kişi cehaletin ya da bir ihmalin sonucu bebekliğinde yaptırılmayan “çocuk felci” aşısı yüzünden belki tekerlekli sandalyeye belki de koltuk değneklerine mahkûm olmuştur. Yine bir “bedel”i ömür boyu öder. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hepsi de ‘para’ ile karşılanamaz ‘bedel’dir. Bir ya da birkaç kişinin hatasının, sorumsuzluğunun, vurdumduymazlığının ‘bedel’ini başkaları öder.
  Bir de gerçek değeri ödenilmeden kazanılmış ‘şey’ler vardır. Halkımız bunun için güzel bir deyim bulmuştur: “Haydan gelen huya gider” der. Uğrunda gerekli mücadele verilmeden diğer bir deyişle sindire sindire kazanılmamış haklar, örneğin “Kadın Hakları” bunlardan birisi. Gerçi “Deveye boynun niye eğri” diye sormuşlar o da “nerem doğru ki” diye yanıtlamış. Ama bu konu, özellikle Türkiye’nin kanayan yarasıdır. “Kadın Sosyal Sınıfımız”a birçok ileri Avrupa ülkesinden önce verilmiş(!) bu haklar bırakın uygulanmayı bir çok kişice bilinmemektedir dahi. “Hak verilmez alınır” özlü sözünü haklı çıkarmaktan başka bir işe yaramamaktadır.”
  Not: İkinci sayıdaki “okuyucu mektupları”ndaki yazımdan sonra böyle bir köşe öneren arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.

Bakış Gazetesi, Sayı 4, Samsun Mart 1996

Logo: Hakkımızda
Sitenin tüm hakkı saklıdır
Copyright © 2003 by Engelliler Kulübü