|
|
|
 |
|
Yedek parça
Babam bir öğretmen. Emekli olalı 23 yıl oldu ama yine de öğretmen. Ondan
öğrenmenin sonu yoktur çünkü öğrenmeye devam eder, isteyene de
cömertlikle verir bilgilerini özenle yoğunlaştırılmış üzeri çikolata
kaplı drajeler gibi.
Çocukluğumda, hatta ilk gençlik yıllarımda evdeki her türlü mekanik,
elektronik, optik aleti kurcalardım. Bazen başarılı! bir operasyon
sonrası çalışır durumda kapatırdım. Bazen de şu meşhur "parça arttı"
sendromu olurdu.
Üniversite sınavı sonrasında bana tıp fakültesi göründüğünde babam birgün
beni karşısına aldı ve dedi ki:
"Bak evlat! Bugüne kadar evdeki her çeşit aleti kurcaladın, bozdun,
yaptın birşey demedim. Onlar kul yapısıdır, nasıl olsa yerine yenisi
konur ya da yedek parçası bulunur. Amma velâkin tıp öyle bir
meslektir ki; Allah yapısı ile uğraşacaksın. Ne yerine yenisini
koyabilirsin, ne de yedek parçasını bulabilirsin. Ona göre kararını
ver..."
O zamanlar, sınav sonucunda tıp fakültesine gidebilecek kadar puan
almanın sevinci ve biraz da gururu ile bu konuyu hiç düşünmeden
doğruca tıp fakültesinin yolunu tutup kaydımı yaptırmıştım.
Okulda yıllar ilerledikçe "insan" denen o muhteşem varlığın nasıl
çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Şimdi anlıyorum ki 4 yıl boyunca
anatomi, fizyoloji, biyokimya, fizyopatoloji ve klinik öncesi
derslerin sınavları verilmeden önce bir "insana" neredeyse
dokunamıyorduk bile. Çünkü insan öylesine kutsal bir varlıktı.
4 yıllık yoğun eğitimden sonra hasta başında stajlarımıza başladığımızda
işte babamın dediği gerçekle karşılaşmıştım. İnsanlar kazalar
geçiriyor, kolları, bacakları, parmakları kopmuş olarak acil
servisleri dolduruyor, hepsi hepsi 5 litre olan kanlarını dakikalar
içinde kaybediyorlardı. Servislerde yatan ve kalp bekleyen kalp
hastaları, ah o gencecik kalp hastaları, böbrek, karaciğer, göz
bekleyen hastalar, pankreas organı olmadığı için ömür boyu insüline
bağımlı yaşayacak bebekler, gençler, yaşlılar. Can taşıyanlar...
Bu insanları yaşatmanın, yaşamını kolaylaştırmanın tek yolu ise yine
insan. Çünkü yedek parça yok!
Evrenin temel yasalarından biri şöyledir: Canlı, her ne olursa olsun
yaşamını sürdürecektir. Bunun için doğal seçim ve yaşam koşullarına
uyum sağlama gibi özelliklerle donanmış canlılar rekabet ederler.
Bildiğimiz, tanıdığımız diğer canlılar için bu kurallar milyonlarca
yıldan beri işlemektedir. Tüm canlılar içinde sadece insan, kendi
türünden olanlar içinde doğal seçim sınavından geçemeyecek kadar
zayıf, güçsüz olanları koruması altına almış, hatta giderek zaman
içinde yok olmakta olan diğer türleri de koruma altına alacak bir
davranış biçimi geliştirmiştir.
Bu geliştirilmiş davranış biçiminin kaynağını tam olarak bilemesek de;
günümüz tıp dünyasında büyük bir yer kaplayan organ nakli
teknolojilerinin geliştirilmesinde de aynı tür davranış biçimi
olduğunu söylemek çok yanlış olmaz.
İşte, insanın milyonlarca yıllık serüveni sonucunda gelişmiş bu tamamiyle
insana ait düşünce ve davranış biçimi, bugün yine kendi türünün
çevresel, genetik ya da bazı diğer olaylar sonucu yaşamda tıbbi
sorunlarla karşılaşan insanların da herkes gibi sağlıklı yaşamasına
hizmet etmektedir.
1960’lardan günümüze değin geliştirilen yöntemler ile kalp, böbrek,
karaciğer nakli gibi organ nakilleri, kornea nakli gibi doku
nakilleri artık sıradan ameliyatlar gibi yapılmaktadır.
Hücre kültürlerinden yapay doku ve organ üretimi başarılmıştır. Yakında
belki de göz, kulak, el, yapay organlar ve hatta bugüne dek asla
dokunulamayan sinir sistemi yapay olarak yeniden
şekillendirilebilecektir.
Karşılaştırılması doğru olmasa da güç kaynağı yanan bir bilgisayarın
sadece yeni bir güç kaynağı ile çalışmasının sağlanması ya da bellek
yongasının arıza yapması sonucu çalışmayan bir sistemin yeni bir
yedek ile yeniden çalışır duruma gelmesi ne kadar hayranlık
uyandırıcı ise; yapay doku, organ teknolojilerinin hızla gelişmesi
de o kadar umut vericidir.
Kabaca tanımla, artık yedek parça bulmak sorun olmayacaktır...
14.04.2006 |
|
|
|
|