|
|
|
 |
|
İletişim ana karnında başlıyor
Sadece iki hücre ile başlayan yaşam, hücrelerin geometrik dizide
çoğalması ile dokuların, organların ve sistemlerin oluşumu sonucu
ana karnında can buluyor. Her hücrenin nerede, ne zaman bulunacağı,
ne kadar büyüyeceği, nerede duracağı, genetik şifresinde
tanımlanmış. Tüm bu oluşum sürecinde, binlerce enzim ve kimyasal
tepkime yolu ile, canlı içinde var olan her bir hücre bilgi alıyor
ve bilgi veriyor. Kısacası iletişimde bulunuyor.
Daha sonra, duyu organları gelişiyor. Ana karnındaki cenin, bir sıvı
içinde yaşamını sürdürmesine karşın, sesleri işitiyor, hatta belki
de henüz bilmediğimiz bazı uyarıları algılayabiliyor. Bir gün
hareketlenip o meşhur tekmelerini savuruyor ana karnında. "Ben
buradayım ve yaşıyorum ey insanoğlu, az kaldı aranıza katılacağım"
diyor. Kısacası iletişimde bulunuyor.
Bir karınca, diğerine duyargaları ile dokunuyor, bir arı kovanda dans
ediyor, bir kuş ormanda şarkı söylüyor. Hepsinin birbirlerine
anlatacak o kadar çok şey var ki. Kısacası iletişimde bulunuyorlar.
Bir yunus, aklımızın alamayacağı kadar karmaşık ses dalgaları yoluyla
haberleşiyor. Hatta bazı hastalıkların tedavisinde insanoğluna,
belki de daha nice deniz canlısına destek veriyor. Gemilerin önünden
yüzerek rehberlik yapıyor. Kısacası iletişimde bulunuyor.
Hele okyanusların hâkimi, balinalar... Binlerce mil uzaklıktan birbirleri
ile haberleşiyorlar bir ıslık çalarcasına kolay ve ustaca. Kısacası
iletişimde bulunuyorlar.
Yukarıdaki örnekler, her canlı için çoğaltılabilir. En küçük canlılar
olan virüslerden, devasa canlılara, onlarca metrelik ağaçlara; yaşam
iletişimle devam ediyor.
İnsanoğlunun binlerce yıllık bilebildiğimiz tarihinde gezegenleri,
yıldızları, gök cisimlerini gözlemlemiş olması da, yaşadığı sistemin
dışındaki olası yaşamlarla iletişim tutkusunun bir kanıtı değil mi?
Kısacası insanoğlu dünya dışı iletişim için de çaba sarf ediyor.
Tüm bu örnekler ışığında, iletişimin, canlılar için ne denli önemli ve
vazgeçilmez olduğunu söylemek mümkün.
İletişim neden bu kadar önemli?
Bu sorunun cevabı, ayrı bilgi ortamlarında tartışılabilir. Temel
bilimler, sosyoloji, antropoloji, dilbilim, evrimsel psikiyatri gibi
birçok disiplin, bize değerli bilgiler verebilir. Ancak konunun bizi
yani engellileri ilgilendiren tarafına değinmek istiyorum.
Her devletin anayasasında, iletişim özgürlüğü ile ilgili bir madde
mutlaka yer alır.
TC Anayasası, Haberleşme hürriyeti:
MADDE 22. – Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin
gizliliği esastır.
İletişimin olmadığı yerde karmaşa vardır. İletişimin bozulduğu yerde
hastalık vardır. Tıpkı otistik yaşamlar gibi, kanser gibi,
yalnızlık, yabancılaşmak, soyutlanmak gibi.
Toplumu oluşturan, ancak toplumdan ayrı yaşamak zorunda kalan ve
"engelli" olarak adlandırılan kesim, sadece iletişim ile topluma
katılabilir. Sağlıklı toplum için iki yönlü ve sağlıklı bir iletişim
zorunludur. Aksi durumda toplumsal hastalıklar ortaya çıkacak, belki
de kontrol edilemez hale gelecek ve bir gün tüm sistemin sorunu
olarak karşımıza çıkacaktır.
Hepimizin görevi, sistemin sağlığını korumak ve bunun için gereken
iletişim ağını çalışır durumda tutmaktır. Sosyal devlete düşen görev
ise, bu iletişimin altyapısını kurmak, bireysel imkânları olmayan,
toplu taşıma araçlarından yararlanamayan, kaldırımlar yüzünden
evlerinden çıkamayan, milyonlarca engelliye iletişim hakkı
tanımaktır. Günümüz teknolojisi bunun için yeterlidir.
01.06.2006 |
|
|
|
|