Resim: Dr. Alper Kaya

DR. ALPER KAYA


Yazarın tüm yazılarına ulaşmak için lütfen buraya tıklayın.
İletişim: dralperkaya@superonline.com

  Genetik Sanat

  Bir haykeltraş düşünün. Muhteşem bir heykel yaratır. Bu güzellik, insanların beğenisine sunulmak üzere sergilenir. İlk anda duyulan hayranlık, zaman içinde kanıksanıp giderek sıradan halini alır. Sanatçı unutulur, eser kendi haline, zamanın ve ortamın acımasız yokedişine terkedilir, milyonlarca yıl sonra parçalanır, dağılır ve anlamını yitirir gider.

  Bir besteci düşünün. Büyüleyici bir senfoni yazar. Bu senfoni, sadece dört özel nota kullanılarak yazılmıştır. Oldukça karmaşık, bir o kadar da gizemle dolu olan bu müzik, milyonlarca ölçüden oluşmuş bir senfonidir. Dört özel notanın faklı dizilimlerle ustaca biraraya getirilmesi ile asla kendini tekrarlamayan ve sonsuza değin çalınacak olan bir eserden sözediyorum. Bu büyüleyici bestenin yazıldığı o narin kağıtlar korunamaz, yırtıldığında ya da zaman içinde giderek belirsizleştiğinde notalar okunamaz hale gelirse sonuç ne olacaktır? Büyük olasılıkla eserin bütünlüğü bozulacak, kendi içindeki ritim ve armoni, yerini aksak ve detone olmuş bozuk bir ezgiye bırakacaktır. Belki de milyonlarca yıl sonra, aslı ile hiçbir benzerliği kalmamış bir çığlık, evrenin sonsuzluğu içinde inliyor olacaktır.

  İşte bu büyüleyici eser, evrendeki canlıları canlı yapan DNA dır (Deoksiribonukleikasit)
  Biz, insanoğlu; hücrelerimizde taşıdığımız bu milyonlarca yıllık sanat eserinin zeki ve düşünebilen canlıları olarak, bekçileriyiz.

  Bu sanatın bekçileri olarak sorumluluğumuzun ne kadar farkındayız? Bize verilen cömert dünyamıza bencilce saldırıp, yeraltı, yeryüzü, atmosferimiz ve hatta dış uzayımızı sorumsuzca kirletiyoruz. Bununla da yetinmeyip diğer canlılarla ortak kullandığımız dünyamızda onların da doğal yaşamlarını değiştiriyoruz. Oysa sonuçta kendi soyumuzun değiştiğinin farkında bile değiliz. Senfonideki mükemmel armoniyi yoketmeye devam ediyoruz. Çünkü ne yazık ki tüm bu nedenlerden dolayı elimizdeki en iyi korunmuş sayfalar ya da kopyalar bile aslının tıpkısı değil.

  Parkinson hastalığı, Alzheimer, Diabet, Down Sendromu, Kistik fibrozis, Orak hücreli anemi, Nörofibromatosis, Ailesel Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), Kas Distrofileri ve Hemofili gibi genetik hastalıklar, orijinal senfoninin kötü birer kopyası olarak nesilden nesile geçmektedir.

  Zeka, sağduyu, yargılama yeteneği ve merak. Kendimizi ve evreni anlayabilmek için genlerimizle bugüne değin getirdiğimiz bu özellikler, şimdi bizden görev bekliyor. Mükemmel armoninin yeniden ahenkle tınlamasını sağlamak için çaba sarfedecek miyiz yoksa elimizde halen okunabilir durumdaki notaların, avucumuzdan kayıp sonsuza dek yokolup gitmesine seyirci mi kalacağız?

  Yukarıda ancak birkaçını andığım hastalıklar, genetik mühendisliği ile tedavi edilebilir ve hatta yokedilebilir. Bu teknolojiye giderek artan bir ivmeyle yaklaşıyor insanlık.

  Bilim, sanat, spor alanındaki etkinlikleri ile yaşamımızda fark yaratan, yaşam kalitemizi yükselten, bizim adımıza kendini ve evreni anlamaya kafa yoran birçok insan, hatta bu yolda yetişen insan yavrusu, bu tedavi edilebilir hastalıklar yüzünden birer birer yokoluyor.

  Tanrının işine karışmak korkusu mu, insanın aslını arama tutkusu mu galip gelecek? Bu sorunun cevabını, insanoğluna yine zaman gösterecek.

10.04.2005

Logo: Hakkımızda
Sitenin tüm hakkı saklıdır
Copyright © 2003 by Engelliler Kulübü