|
|
|
 |
|
Genetik Sanat
Bir haykeltraş düşünün. Muhteşem bir heykel yaratır. Bu güzellik,
insanların beğenisine sunulmak üzere sergilenir. İlk anda duyulan
hayranlık, zaman içinde kanıksanıp giderek sıradan halini alır.
Sanatçı unutulur, eser kendi haline, zamanın ve ortamın acımasız
yokedişine terkedilir, milyonlarca yıl sonra parçalanır, dağılır ve
anlamını yitirir gider.
Bir besteci düşünün. Büyüleyici bir senfoni yazar. Bu senfoni, sadece
dört özel nota kullanılarak yazılmıştır. Oldukça karmaşık, bir o
kadar da gizemle dolu olan bu müzik, milyonlarca ölçüden oluşmuş bir
senfonidir. Dört özel notanın faklı dizilimlerle ustaca biraraya
getirilmesi ile asla kendini tekrarlamayan ve sonsuza değin
çalınacak olan bir eserden sözediyorum. Bu büyüleyici bestenin
yazıldığı o narin kağıtlar korunamaz, yırtıldığında ya da zaman
içinde giderek belirsizleştiğinde notalar okunamaz hale gelirse
sonuç ne olacaktır? Büyük olasılıkla eserin bütünlüğü bozulacak,
kendi içindeki ritim ve armoni, yerini aksak ve detone olmuş bozuk
bir ezgiye bırakacaktır. Belki de milyonlarca yıl sonra, aslı ile
hiçbir benzerliği kalmamış bir çığlık, evrenin sonsuzluğu içinde
inliyor olacaktır.
İşte bu büyüleyici eser, evrendeki canlıları canlı yapan DNA dır (Deoksiribonukleikasit)
Biz, insanoğlu; hücrelerimizde taşıdığımız bu milyonlarca yıllık sanat
eserinin zeki ve düşünebilen canlıları olarak, bekçileriyiz.
Bu sanatın bekçileri olarak sorumluluğumuzun ne kadar farkındayız? Bize
verilen cömert dünyamıza bencilce saldırıp, yeraltı, yeryüzü,
atmosferimiz ve hatta dış uzayımızı sorumsuzca kirletiyoruz. Bununla
da yetinmeyip diğer canlılarla ortak kullandığımız dünyamızda
onların da doğal yaşamlarını değiştiriyoruz. Oysa sonuçta kendi
soyumuzun değiştiğinin farkında bile değiliz. Senfonideki mükemmel
armoniyi yoketmeye devam ediyoruz. Çünkü ne yazık ki tüm bu
nedenlerden dolayı elimizdeki en iyi korunmuş sayfalar ya da
kopyalar bile aslının tıpkısı değil.
Parkinson hastalığı, Alzheimer, Diabet, Down Sendromu, Kistik fibrozis,
Orak hücreli anemi, Nörofibromatosis, Ailesel Amiyotrofik Lateral
Skleroz (ALS), Kas Distrofileri ve Hemofili gibi genetik
hastalıklar, orijinal senfoninin kötü birer kopyası olarak nesilden
nesile geçmektedir.
Zeka, sağduyu, yargılama yeteneği ve merak. Kendimizi ve evreni
anlayabilmek için genlerimizle bugüne değin getirdiğimiz bu
özellikler, şimdi bizden görev bekliyor. Mükemmel armoninin yeniden
ahenkle tınlamasını sağlamak için çaba sarfedecek miyiz yoksa
elimizde halen okunabilir durumdaki notaların, avucumuzdan kayıp
sonsuza dek yokolup gitmesine seyirci mi kalacağız?
Yukarıda ancak birkaçını andığım hastalıklar, genetik mühendisliği ile
tedavi edilebilir ve hatta yokedilebilir. Bu teknolojiye giderek
artan bir ivmeyle yaklaşıyor insanlık.
Bilim, sanat, spor alanındaki etkinlikleri ile yaşamımızda fark yaratan,
yaşam kalitemizi yükselten, bizim adımıza kendini ve evreni anlamaya
kafa yoran birçok insan, hatta bu yolda yetişen insan yavrusu, bu
tedavi edilebilir hastalıklar yüzünden birer birer yokoluyor.
Tanrının işine karışmak korkusu mu, insanın aslını arama tutkusu mu galip
gelecek? Bu sorunun cevabını, insanoğluna yine zaman gösterecek.
10.04.2005 |
|
|
|
|