|
|
|
 |
|
ALS* ve Usta-Çırak
Tıp Fakültesine başladığım günlerde fakültede bir "ilk ders" geleneği
vardı. O zamanki rektörümüz Ömer Yiğitbaşı hocamızın da bir tıp
profesörü olması nedeniyle sanırım ilk dersi anlatma şerefi
kendisine verilmişti. Bu, aynı zamanda yeni tıp öğrencileri olan
bizler için de büyük bir heyecan ve onur kaynağı idi. İlk kez, o
filmlerde gördüğümüz büyük amfilerden birinde yüzlerce tıp adamı
arasında bir konferans dinleyecektik.
Rektörümüz, ilk dersi vermek ve dönemin açılışını yapmak üzere kürsüde
konuşuyordu. Hekimliğin ne denli sorumluluk getirdiğini anlatarak
söze başlamıştı. Bu nedenle iyi öğrenilmesi gerektiğini
vurguluyordu. İnsan vücuduna saygının temel ilke olduğunu anlatıyor,
bu mucize canlı karşısındaki hayranlığını da sergiliyordu
konuşmasında. İşte tüm bu nedenlerden dolayı hekimliğin kutsal
olduğunu, bu kutsal görevi layığı ile yerine getirmenin tek yolunun
da öğrenmek olduğunu söylüyordu. Ancak insan vücudunu öyle
yüceltiyordu ki, ona hekim olarak dokunmanın bile ne denli önemli
olduğunu belirtiyordu. Üzerinde durduğu en önemli konulardan biri
ise, öğrenme ve yetişme yolunun sadece iyi bir "usta-çırak"
ilişkisinden geçtiği idi. Herşeyin kitaplardan, ders notlarından
öğrenilemeyeceğini, önümüzde iyi bir usta olmadan hekimlik
mesleğinin tam olarak icra edilemeyeceğini söylüyordu. Hipokrat'ın
hayatından örnekler veriyordu. Sonunda bir vecize gibi şu sözlerle
konuşmasını bitirmişti:
"Hekimlik bir sanattır ve bir sanatı öğrenmenin en iyi yolu bir
ustadan öğrenmektir"
Gerçekte, birçok öğretide "usta-çırak" ilişkisi hep en önemli bilgi
aktarım yolu olmuştur. Uzak doğu öğretilerinden tutun da Kızılderili
öğretilerine, el sanatlarından tutun da müzik, şifa ocakları,
mimari, tarım, madencilik ve aklınıza ne geliyorsa mutlaka bir
"usta-çırak" sürecinden geçme gereği vardır.
Bize verilen hayatı yaşamak da aslında bir sanat değil midir?
Eğer bu soruya "evet" cevabını veriyorsanız; yeni sorular ortaya
çıkacaktır:
Bu anlamda hayatımızda ustalar olmuş mudur?
Hayat ustalığı nedir?
Hayat çıraklığı nedir?
Ne zaman usta olduğuna kim karar verir?
İşte, yaşamak sanatının cevapsız soruları! Herkese göre değişen ve
herkesin kendisi için cevaplaması gereken sorular...
Hayatımızda belki de ilk ustalarımız anne, baba, yakınlarımız. Daha sonra
eğitim ve öğrenim yıllarında öğretmenlerimiz ve meslek ustalarımız.
Daha sonra da seçtiğimiz ya da bir şekilde önümüze konulan yolda
izlediğimiz ustalarımız.
Kendi adıma konuşacak olursam şunu söyleyebilirim ki yaşamın çok çeşitli
alanlarında ustalarım oldu. Kendime örnek alabileceğim annem, babam
ve hayatımda kilometre taşları olan öğretmenlerim oldu. Yaşamıma
boyutlar katan müzik öğretmenim, izcilik oymak başım, dağcı,
yelkenci, şoför, müzisyen, tiyatrocu, astronom, marangoz ve
işlerinde usta olan daha birçok dostlarımın yanında çıraklıklarım
oldu. Her biri bana çok şey verdi. Hepsini şükranla anıyorum.
Ve... Uzun ince bir yol…
Son 18 yıldır düşe kalka yürümeye çalıştığım bir yolda buldum kendimi.
Öyle bir yol ki, milyonda bir kişinin seçtiği, ıssız, kuş uçmaz
kervan geçmez bir yol. ALS ile tanıştığımda bu yol böyle görünüyordu
bana. Ne takip edeceğim bir usta vardı bu diyarda ne de yolu tarif
eden bir harita.
Bir usta bulmalıydım kendime. En azından bu yoldan geçmiş, görmüş
geçirmiş ve dönüp arkasından gelen var mı diye bir göz atıp yoluna
devam eden bir usta lazımdı bana.
Bu yola girdiğimde arkamdan kapanan büyük kader kapısına o denli
kaptırmış olmalıyım ki belki de önümde giden ve arada bana el
sallayan ustaları bu yüzden gözden kaçırıyordum.
Şimdi, arkamdaki kapıya takılı kalmadan, önümde uzanan bilinmez yola
baktığımda bana yol gösteren, cesaret veren, gidilmez sanılan sarp
yollardan giden ve en önemlisi, arada bir geriye dönüp el sallayan
ustaların olduğunu görüyorum. Meğer ne çok cesaretli, bilge insan
varmış bu yolda yürüyen.. Geç de olsa bunu farketmem, hiç
görmemekten iyidir.
Kim bu saygın ustalar?
İlk sırada 43 yıldır bu yolun yenilmez yolcusu, astrofizik ustası
Stephen Hawking var. Zaten hepimiz tanıyoruz çağımızın bu büyük
dehasını.
Daha kimler var bu yolda yürüyen ve ışıltılar saçan ustalardan?
Sadece benim tanıma şansı bulduğum dostlarımdan, 30 yıllık dev ağaç,
futbol koçu Wedemeyer, 26 yıllık hemşire Rama, 25
yıllık Dave (superdave), 20 yıllık David, 18 yıllık
Jack ve daha niceleri.
Arkasında bir ışık bırakarak giden Birger dostum, bir iletişim
yönteminin kaşifi Suna hanım, ömründen uzun hayallerinin
yolcusu ve daha kimler... Hüseyin ağabeyim resimleriyle bu
yolun duvarlarını süslüyor. Hasret kardeşim pırıl pırıl iki
kız yetiştiriyor, Sedat kardeşim ailecek bu yola baş koymuş
yolcular, İsmail kardeşim, bu yolun bir başka ustası. Sadece
bu kadar mı? Hiç sanmıyorum. Kimbilir bu ıssız yolun kuytu, sarp
veya uçurumlu kıvrımlarında kendi yöntemleri ile yol bulmaya çalışan
nice ustalar, çıraklar var.
Şimdi bir çırak olarak sizlere soruyorum:
"Siz usta mısınız yoksa çırak mı?"
Usta olduğuna inananlar arada bir dönüp arkadan gelen var mı diye
bakarlar mı acaba?
Çırak olduğuna inananlar da kapanan kapıya bakmakla fazla zaman
harcamadan ileriye bakarlar mı acaba? .
Ola ki bir usta onlara el sallıyordur ve avazı çıktığı kadar bağırıyordur
"kardeş bu taraftan gel!"
08.12.2007
* ALS: Amyotrofik Lateral Skleroz |
|
|
|
|