
Toplumsalın Sınırında Beden
Yazan: Yaşar Çabuklu |
Kanat
Kitap / Deneme Dizisi
Şimdi, burada, her an mutlu olmaya kilitlendiği için,
bireyin en küçük bir sürçmeye, acıya tahammülü kalmamıştır
postmodern toplumda. Kesintiye uğramaması gereken bir hız,
şeffaflık arzusu, durmadan, 'arızalanmadan', ebediyen
işlemesi gereken bir beden saplantısı, hafifliğin
mutlaklaştırılması, riskin abartılıp güvenliğin
yüceltilmesi...tüm bunlar postmodern toplumun bireyini acı
karşısında çıplak bırakmakta ve hayatı boğmaktadır.
Yurttaşlık, cemaat, gelenek ve modernlik, yoksulluk ve
işsizlik, postmodern etik, nostalji, yaşlılık, acı,
hastalık, moda, fetişizm, spor, yemek... Yaşar Çabuklu'nun
büyük çoğunluğu Virgül dergisinde yayımlanmış 10, bu kitapta
ilk kez yayımlanan 8 denemesi, gündelik yaşamın farklı
alanları üzerinde gezinerek, kolektif birlikteliklerin
sarsılışı sırasında 'beden'in halleri ve mitleri üzerinde
yoğunlaşıyor.
Kovulanın İzi, Özgürlükçü Düşüncenin Peşinde, Postmodern
Toplumda Kriz ve Siyaset adlı eserleriyle kendine özgü bir
okur kitlesi yaratan Yaşar Çabuklu, Toplumsalın Sınırında
Beden'de, bu kez gövdenin hallerini ele aldı.
Editör: Sinan Kılıç
İstanbul, Ekim 2004
Kitaptan bir alıntı (s. 102-103):
Şık bir ambalaj kâğıdı olarak insan derisi
Postmodernlik modernliğin "bedeni yok etme" yönündeki
hareketini hızlandırdı. Ulaşım araçlarının ulaştığı hız,
bedeni bir yerden başka bir yere nakledilmesi gereken bir
hacme dönüştürdü. Beden alışverişçi kalabalığın hareketini
zorlaştıran, hızlı ve çevik bir şekilde hareket ederek
yüzeyini küçültmesi beklenen bir otomat haline geldi.
Postmodern toplumun ideal bedeni, genç, esnek, bronzlaşmış,
sıkı tenli, hijyenik, formda bir bedendi. Deriye gelince düz
ve parlak olmalı, kişisel biyografiyi yansıtan izler,
kırışıklıklar, lekeler taşımamalıydı. Postmodernlik bir
yandan sanal ortamı yaygınlaştırarak tenin gerekliliğini
neredeyse yok ederken; öte yandan, onu ticari göstergelerle
donatarak yüceltiyordu. Artık beden ve yüzeyi çoklu piyasa
kimliklerini yansıtan bir metne, sayfaya, ekrana,
göstergeler toplamına dönüşmüştü.
Modernliğin gizlemeye çalıştığı hamile kadının çıplak karnı
bir reklam değeri kazanmıştı. Deri dövmelerle, piercing ile,
bronzlaşmayla, makyajla, kozmetikle, sürekli olarak
bireyselleştirilmeye, ticarileştirilmeye çalışılıyordu.
Baudrillard'ın da belirttiği gibi piyasanın erotik kılmaya
çalıştığı ten, düzgün hatlara sahip olan, kaygan, saydam,
pürüzsüz, kusursuz ve hatasız bir görünüm sergileyen tendi.
Bacaklara yapışan şeffaf çoraplar, vücuda yapışan etek ve
giysiler, bu ağdalı ve bakımlı tene adeta ikinci bir deri
kazandırmakta, bedene bir vitrin görüntüsü veren saydam bir
şeride benzemekteydi. Ten, kokmayan, terlemeyen, pürüzsüz,
"klimatize edilmiş" taze bir ten olmalıydı. Deliklerden,
yarıklardan, benlerden, sivilcelerden, lekelerden azade,
kaygan bir deriydi bu. Şık bir ambalaj kâğıdıydı, her dem
taze kalması, ölümsüz olması beklenen soyut bir yüzeydi. Bu
deri üzerine yazılan, yapıştırılan izler ona bir değişim ve
gösterge değeri kazandırıyor, bedeni fetişleştiriyordu.
Postmodern toplumda bedenin yüzeyine yazılan kültürel
göstergeler ilksel toplulukların üyelerinin bedenlerinde
oluşturdukları izlerden tamamen farklıdır. İlksel bedenin
izleri kolektif yaşamın, tinselliğin, toprağın, bitkilerin,
hayvanların, suyun, tanrıların izlerini taşıyordu.
Postmodern toplumda ise bedenin taşıdığı izler yerkürenin ve
canlıların teninden kopuk, soyut, ticari göstergelerdir.
Doğrudan bedenin yaşamsallığına, enerjisine, cinselliğine
işaret eden göstergeler bile teni "canlandıramamakta", deri
nakil ve ticareti protezlerinden oluşan mekanik bir beden
imgesini güçlendirmektedir. |