
Resimlerle Düşünmek
Otizmin İçerden Anlatımı
Yazan: Temple GRANDIN |
Doğan
Kitapçılık
Temple Grandin, Birleşik Devletler'deki tüm çiftlik hayvanları
tesislerinin üçte birinin tasarımını yapmış yetenekli bir
hayvan bilimci. Ayrıca otizm konusunda da sık sık konuşmalar
yapıyor, çünkü Temple Grandin otistik, dünyayı, biz
diğerlerinin anlayamayacağı bir şekilde düşünüyor,
hissediyor ve yaşıyor. Bu kitap; olağanüstü bir insanın
otizm bilmecesini aydınlatan bir belgeseli...
Sadece otizmin değil, genel insan ve hayvan, düşünce ve duyma
biçimlerine ilişkin benzersiz bir bakış açısı. Bilgelikle
adlandırılabilecek içgörüler...
- Deborah Tanen
Çok şaşırtıcı ve olağanüstü bir kitap. Yazar, kendi yaşamı ve
sözcüklerle düşünenlerin yaşamları arasındaki farkları
şaşırtıcı bir dille anlatıyor.
- Philadelphia Inquirer
Colorada Devlet Üniversitesi Hayvan Bilimleri Bölümü'nden doçent olan
Temple Grandin; otistik bir bireyin dünyasının kapılarını
bizlere aralarken, otizmde birçok konunun da tekrar
tartışılmasına yol açıyor. Otizm konusunda büyük bir boşluğu
dolduracağına inandığımız bu kitabı sizlerle buluşturmaktan
büyük mutluluk duyuyoruz.
(Tanıtım Yazısı'ndan)
Çeviri: Mehmet Celil İftar
192 Sayfa
İstanbul, Kasım 2005
22.01.2006 günkü Cumhuriyet Gazetesi Pazar ekinde Esra
Açıkgöz'ün kitapla ilgili kaleme aldığı bir yazı:
Otizm benim bir parçam...
Temple Grandin. Bir otistik. Üstelik de ABD'de tanınmış bir hayvan
davranışı profesörü ve hayvancılık donanımı tasarımcısı.
Otizmle yaşamı anlattığı bir de kitabı var: "Resimlerle
Düşünmek". Kitapta ulaştığı sonuç ilginç, "Parmaklarımı
şaklatıp otizmden kurtulabilecek olsam bunu yapmazdım. Çünkü
o zaman kendim olmazdım" diyor.
Temple Grandin, "ben resimlerle düşünürüm" diyor: "Sözcükler benim için
ikinci bir dil gibidir. Konuşulan ve yazılan sözcükleri
beynimin içinde bir videokaset gibi dönen renkli ve sesli
filmlere dönüştürürüm".
O, ne bir ressam ne de bir yönetmen. Kendi anlatımıyla, "otizmin daha iyi
anlaşılması ve otistik olmayan bir dünyada kendi değerini,
rolünü bulmak için mücadele eden bir hayvan davranışı
profesörü ve hayvancılık donanımı tasarımcısı". Grandin'in
TOHUM Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı'nın Türkçeye
kazandırdığı "Resimlerle Düşünmek" kitabıyla, otizm ilk defa
içeriden biri tarafından anlatılıyor. Mehmet Celil İftar'ın
çevirdiği ve Doğan Yayınları'ndan çıkan kitap, yetenekli bir
otistiğin kim ve ne olduğu hakkında bir kimlik çalışması. Bu
arayış, bizlere otistik binlerce insanın hissettikleri,
düşündükleri ve yaptıklarını anlamak için bir kapı aralıyor.
Oysa kitabın önsözünde Grandin'in doktoru Dr. Oliver
Sacks'ın dediği gibi otizm hâlâ çoğu insan için,
konuşamayan, devamlı sallanan, bağıran, ulaşılmaz, insan
temasından kopmuş bir "çocuk". "Hemen her seferinde otistik
özellikler gösteren çocuklardan bahsederiz, yetişkinlerden
değil" diyor Dr. Sacks ve ekliyor:
"Sanki bu çocuklar asla büyümezlermiş ya da gizemli bir şekilde
gezegenimizden, toplumumuzdan buharlaşıp giderlermiş gibi."
Kitap, otistiklerin attığı çığlıkların, yatak altına ya da
dar yerlere girmekten hoşlanmalarının, hayatları boyunca
kucaklanmaya karşı duydukları özleme rağmen dokunulmaktan
korkmalarının nedenini, neler hissettiklerini ve neleri
hissedemediklerini anlamak için güzel bir kaynak. Anlatılan
Grandin'in hayatı; çocukluğu, tahammül edemediği korku, ses
ve dokunma duyuları, ağlayışları, insanlarla iletişimi
keserek durmadan sallanışı, ani bir hırçınlık nöbetinde
dışkısını etrafa fırlatışı, temas arzusu ve buna rağmen
duyduğu korku, dikkatini saatler boyu parmağındaki
kıvrımlara verişi, ilk konuşma girişimi, yaşamı boyunca
yaşadığı bir kuruma kapatılma korkusu.... Bir de
başarıları... Grandin, 1970'te Franklin Pierce'ten
psikolojide yüksek lisans derecesiyle mezun olmuş ve
doktorasını Arizona'da tamamlamış. O şimdi hayvan davranışı
profesörü ve hayvancılık donanımı tasarımcısı olarak
tanınıyor ve ABD'deki çiftlik hayvanları tesislerinin üçte
birinin tasarımı ona ait.
Grandin'in diğer çocuklardan farklı olduğunu annesi ilk defa, onunla
yaşıt olan komşularının kızı gibi konuşmadığında anlamış.
"Dinmeyen huysuzluk nöbetleri ve yapışkan dışkıma ilgimle,
iki yaşında, çekilmez bir bebekmişim" diyor Grandin,
"Konuşma yokluğu, göz kontağı kuramama, işitme engelli gibi
görünme, bireylere karşı ilgisizlik ve devamlı boşluğa
bakma. Beni bir nöroloğa götürdüler ve uygulanan testler
işitme engelli olmadığımı açığa çıkarınca 'beyin hasarlı'
olarak etiketlendim"...
GERİ ÇEKİLMEK YA DA ATEŞE KARŞI ATEŞ
Grandin'in farklı olduğunu anlaması ise lise yıllarını bulmuş; "Neden
arkadaşlarımla uyuşamadığımı, nerede yanlış yaptığımı
anlayamıyordum. Ne kadar çabalasam da alaylarından
kurtulamıyordum. 'Beygir', 'kasetçalar' ve zayıf olduğum
için 'kemikli' diye çağrılıyordum. O günlerde, 'beygir' ve 'kemikli'yi
anlasam da 'kasetçalar' kafamı karıştırıyordu. Şimdi,
durmadan her şeyi kelimesi kelimesine tekrarlarken, bir
kasetçalara benzediğimi çıkarabiliyorum. Ancak o zamanlar,
niçin sosyal bir başarısızlık örneği olduğumu
kavrayamıyordum. Ahırın çatısını onarmak ya da binicilik
gösterisinden önce atlarla çalışmak gibi ustası olduğum
işlere sığınmaya çalışıyordum".
Grandin'in ergenlikle birlikte en temel duygusu korku olmuş. Özellikle de
alay konusu olma korkusu... Öyle ki sokağın karşısına bile
biri ona seslenecek korkusuyla geçermiş. Ta ki, önünde iki
yol olduğunu anlayana kadar; "Ya geri çekilip eve kapanarak,
alışverişe bile gitmeye korkan bir agorafobiğe dönmek ya da
ateşe karşı ateş"... O, ateşi seçmiş.
Hayatı boyunca duyduğu kucak özlemini dokunulmadan gidermenin yolunu da
bulmuş. Sığır sıkıştırma bölmelerinden esinlenerek, basınç
uygulayan bir "sıkıştırma aleti" yapmış. "Şefkatli olma
fikrini kavramam çok zordu" diyor Grandin, "Evimizin
kedisini okşamayı beceremezdim. Onu çok sıkı tuttuğum için
benden kaçardı. Kucaklamanın verdiği yatıştırıcı etkiden
sonra bu hoş duyguyu kediye aktarmayı başarabilmiştim. Eğer
bu makineyi hiç kullanmamış olsaydım, bir kaya kadar sert ve
duygusuz kalacaktım".
SEVİNCE EN YAKIN DUYGUM...
Hayatındaki en zor aşamaların başında ise liseden üniversiteye geçiş
süreci geliyor. Çünkü otistik özellikler gösteren bireyler,
her değişimde büyük zorluklar yaşarlar. O, bunu kapı ve
pencere sembolleriyle çözmüş. Nasıl mı? Her büyük
değişiklikte, hayatının dönemlerini bir kapı ya da
pencereden geçiş şeklinde canlandırarak. Onun için sosyal
ipuçları hiçbir anlam ifade etmiyor. Otizmle ilgili
katıldığı kongrelerde, cinsel ilginin ipuçlarını fark
edemedikleri için flörtleri tarafından tecavüze uğrayan
kadınlarla karşılaşmış.
Otizmin Grandin'e getirdiği bir de yarar var; görsel tasarım yeteneği,
"Bugün herkes özel gözlükler takarak, video oyunlarının
içine daldığı, yeni sanal gerçeklik bilgisayar
sistemlerinden heyecan duyuyor. Benim için bunlar kaba çizgi
filmlerden farksız. Zihnimde daha iyi ve hızlısını
yapabilirim" diyor.
Yine de kaçırdıklarının farkında. Tıpkı "barış" kelimesinin bir güvercin,
Kızılderililerin barış çubuğu ya da televizyon haberlerinde
imzalanan bir barış antlaşması ile özdeşleştirene kadar onun
için hiçbir anlam ifade etmemesi gibi.
Bu anlamsızlıklardan kurtulmanın yolunu soyut fikirleri, resimlere
dönüştürmekte bulmuş. Yine de bu kural her şey için geçerli
olamamış, "Başkaları bir günbatımını bayılarak seyrederken
bir şeyler kaçırdığımı biliyorum. Güzel olduğunu anlıyor,
ancak onu hissedemiyorum. Sevince en yakın duygum, bir
tasarım sorununu çözdüğümde yaşadığım heyecanlı zevktir"
diyor ve ekliyor:
"Duygularım çoğu insandan daha basittir. İnsan ilişkisindeki karmaşık
duyguları tanımam. Sadece korku, kızgınlık, mutluluk, üzüntü
gibi basit duyguları anlarım."
Yine de, "parmaklarını şaklatıp otizmden kurtulabilecek"
olsa bunu yapmayacağını söylüyor. "Çünkü" diyor, "o zaman
kendim olmazdım. Otizm kişiliğimin bir parçasıdır. Oysa
Donna Williams 'Otizm ben değilim, o yalnızca kim olduğumu
kontrol eden bir bilgi işlemleme sorunu' diyor. Kim haklı?
Sanırım her ikimiz de, çünkü yelpazenin farklı yerlerinde
duruyoruz". l |