
Çırpınış
Yazan: Gülay Arıkan |
İLKE Kitabevi Yayınları
'Çırpınış'tan geriye kalan birkaç satır
Çırpınış, hayata 29 yaşında veda eden bir 'bebeğin' ve
ömrünü ona adayan bir annenin hikâyesi. Fatih'in
hastalığının tedavisi yoktu, yaşıtları okudu, evlendi çocuk
sahibi oldu ama o hep çocuk kaldı. 29 yılda yazılan bir
kitaba döndü Çırpınış.
Ankara Barosu avukatlarından Gülay Arıkan, bir süre önce
ölen fiziksel ve zihinsel özürlü oğlu Fatih için yazdığı
"Çırpınış" isimli kitabının gelirini, Özürlü Çocuklar
Vakfı'na bağışladı. Kitabında, 29 yaşında kaybettiği oğlu
Fatih'in doğumundan ölümüne kadarki yaşadıklarını ve bir
anne olarak kendi duygularını anlatan Arıkan, "Bana göre
mutlu olayların öyküsü olmaz. Mutluluklar beni
etkilemiyordu. Ben, özürlülerin, hastaların, ezilenlerin
yanındayım, her zaman da onların yanında olacağım" dedi.
Aynı zamanda öğretmen olan Arıkan, kitabında yaşadığı
olayları anlattığını, bazen de hiç konuşamayan oğlunun
ağzından duygularını dile getirdiğini belirtti. Kitabının
"önsöz"ünde, "Bu kitapta fiziksel ve özürlü çocuğumla, tek
başına onu yaşatmak için çırpınışımı göreceksiniz" ifadesine
yer veren Arıkan, şunları kaydetti:
29 YILDA YAZILAN KİTAP
"Bu kitabı 29 yılın, 29 gününde yazdım. Yılda bir gün. O da
sadece oğlumun yaş gününde bir kaç saat. Çünkü, onun uzun
bir yaşamı, hiçbir zaman olmayacaktı. Doktorların
söylediğine göre, yaşama şansı en çok 16 idi. Bundan fazla
yaşayan kimse yoktu. Yapılan istatistiklere göre öyleydi.
Hastalığın adını, bu bebek 10 aylıkken öğrendim.
Hidrosefali. Yani, kafada anormal miktarda sıvı birikmesi ve
başın büyümesi. Öylesine korkunç bir hastalıktı ki. Tedavisi
yoktu, ama ömür uzatılabilirdi. Kendimden başka, etrafımda
mücadeleye dayanacak kimse yoktu. Kendi kendime söz verdim.
Bir anne olarak, üçüncü çocuğum olan Fatih için
savaşacaktım. Yaşamak başlı başına bir sanattır. Gerçekte
uğraşması gereken en önemli, aynı zamanda en güç ve en
karmaşık bir sanattır. Onu kısa hayatında mutlu
yaşatacaktım. Hayatı öyle kabul etmesini sağlayacaktım."
"Hayatımı ona adadım"
Hayatta zorluklarla mücadele etmesini çocukken öğrendiğini
vurgulayan Arıkan, "Anne ve babam öğretmen olduğundan,
kardeşlerimin sorumluluğunu o zaman kabullenmiştim.
Yetenekliydim, güçlü ve iradeliydim" diye yazdı. Arıkan, bu
çocuğu ölüme asla terketmeyeceğini ve hayatını ona adadığını
kaydederek, şöyle devam eti: "Amacım, onun ömrünün uzamasına
yardımcı olmaktı. Bunun için mücadele değil, savaş
vereceğimi biliyordum. Çocuğum için gelecek yoktu bunun
bilincindeydim. Onu yaşatmak için mücadeleye hazırdım.
Konuşmasa bile gözlerinden anlayabiliyordum, tüm derdini.
Tüm yaşamı boyu bir kundak bebeğim gibi ona bakacaktım,
isyan etmeyecektim, o benim amacımdı, gücümdü, kaderimdi
artık. Bir bakıma şanslıydı. Böylesine güçlü ve tüm
insanları, çocukları çok seven bir annesi vardı. Yaşıtları
okudular, askerlik yaptılar ve evlendiler. Fatih, tüm hayatı
boyunca çocuk kalacaktı. Bakıma, korunmaya muhtaç, fiziksel
ve zihinsel özürlü olacaktı. Hiç gelişmeden yaşayacak ve
vasisi olan annesi onu koruyacaktı." |