|
|
Amyotrophic
Lateral Sclerosis (ALS) Hastalığı
Sitemize üye olan ALS hastalarını görmek,
sitemize kaydolmak ve aynı hastalığı yaşayan kişilerle sohbet etmek
için lütfen buraya tıklayın.
[Lou Gehrig olarak da biliniyor] Türkiye’de Fenerbahçeli Sedat
Balkanlı’nın hastalanmasıyla daha fazla bilinir hale gelen ALS,
Steven Hawking’in de uzun yıllardır mücadele ettiği bir hastalık.
ALS
yani Amyotrophic Lateral Sclerosis, ilk kez 1874 yılında tanımlandı.
İlerleyici bir sinir sistemi hastalığı olan ALS motor sinirleri
etkileyerek felce neden oluyor.
ALS NEDIR?
Amyotrophic Lateral Sclerosis (ALS) aynı zamanda Motor Nöron Hastalığı
olarak anılıyor. Hastalık, merkez sinir sisteminde medulla spinalis
ve beyin sapı adı verilen bölgede motor hücrelerin (nöronlar)
kaybından ileri geliyor. Bu hücrelerin kaybı kaslarda zaaf ve
erimeye yol açıyor. Ayrıca erken ya da geç hareketin birinci nöronu
(piramidal yol) da hastalanıyor. Zihinsel fonksiyonlar ve bellek ise
bozulmuyor.
Kaslardaki zayıflık ellerde ya da bacaklarda ağız yutak bölgesinde ya da
dilde başlayabiliyor ve sürekli ilerleyerek yayılıyor. Bu yayılma
bülber alandaki kasları da tutabileceği için konuşma ve yutma
güçlüğüne neden olabiliyor. İleri devrelerinde solunum
yetersizliğine de yol açabiliyor. Genellikle erişkin yaşlarda
(40-50) ve erkeklerde kadınlara göre biraz daha fazla görülüyor.
Sıklığı 100.000 de 1-1,5 civarında. (İnsidans) Daha genç ve daha
ileri yaşlarda da ortaya çıkabiliyor ve genellikle zayıf insanlarda
görüldüğü dikkat çekiyor
SORULARLA ALS HASTALIĞI
NTV’nin sağlık raporu programına konuk olan Hacettepe Üniversitesi Tıp
Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve ALS Çalışma Grubu
Başkanı Prof. Dr. Ersin Tan, Sibel Güneş’in sorularını yanıtladı.
Hastalığın oluşum sıklığı açısından bir bilgi verir
misiniz? Hem dünya için hem Türkiye için hasta sayısıyla ilgili
kesin veriler var mı?
Prof. Dr. Ersin Tan: Türkiye için böyle bir kesin veri yok. Ama dünya
geneline baktığımız zaman yüzbinde 8 ila 10 düzeyinde olduğu
görülüyor. Bu oranı Türkiye’ye yansıtabilirsek, Türkiye’de yaklaşık
6 ila 7 bin arasında bir hasta olduğu düşünülmüştü.
Neden olan faktörler dikkate alındığında saptanmış genler söz konusu
mu? Hep gen mutasyonunun bu tip dejeneratif hastalıklarda etkili
olduğu ileri sürülür. Burada kesin bir genden söz edebiliyor muyuz?
Ve bunun dışında çevresel faktörler böyle bir hastalıkta ne kadar
etkili?
Prof. Dr. Ersin Tan: ALS oluşmasında bir gen bozukluğu faktör olarak
kabul ediliyor. Özellikle 20. kromozomda bulunan süperoksit dismutaz
tip 1 genindeki bir mutasyon. Ama bu mutasyon ailevi ALS vakalarının
yaklaşık yüzde 20’sinde bulunabiliyor. Bunun dışında da muhtemelen
bildiğimiz ve bilmediğimiz çeşitli faktörler var. Bahsettiğiniz gibi
çevresel faktörler olabiliyor. Bağışıklık sistemiyle ilgili bazı
faktörler olabiliyor. Bazı glutamat eksitotoksisitesi, özellikle
kurşun veya cıva, alüminyum zehirlenmelerinde ALS oluşumunda katkısı
olduğu kabul edilmekte.
Hastalığın oluşum mekanizmasından söz eder misiniz? Hastalığa neden
olan faktör ortaya çıktıktan sonra omurilik ve sinir hücreleri
bundan nasıl etkileniyor?
Prof. Dr. Ersin Tan: Glutamat eksitotoksisitesi, bugün için gösterilmiş
en etkin yolu, glutamat dediğimiz bir uyarıcı aminoasidin sinir
sisteminde fazla salgılanması. Bu, aminoasit normalde vücudumuzdaki
sinir sisteminin çalışması için gerekli bir aminoasit. Ama bir laf
vardır, azı karar çoğu zarar bunun için geçerli bir laf. Çünkü aşırı
miktarda salınması veya yıkılmasının gecikmesi sonucunda glutamat
eksitotoksisitesi oluyor. Çok fazla birikiyor. Ve sinir hücrelerinin
ölümüne neden oluyor. Özellikle omurilikteki sinir hücrelerinin
ölümü hastalığın oluşmasına katkıda bulunuyor.
Belirtilerine gelirsek, bu oluşum mekanizması öncelikle hangi kasları
etkiliyor, hastalığın ilerleme süreci dikkate alındığında?
Prof. Dr. Ersin Tan: ALS’nin klinik belirtileri bazen sırf konuşma
bozukluğu veya yutma bozukluğuyla başlayabileceği gibi ellerde ve
ayaklarda kas gücünün kaybıyla da ortaya çıkabilir. Asimetrik
başlangıçlı bir hastalık. Genellikle elde beceriksizlik, anahtar
çevirmede zorluk, konserve açmada zorluk gibi şikayetlerle ortaya
çıkabilir. Zamanla bacağa yayılabilir. Ve zamanla yutma ve konuşma
fonksiyonlarının da kaybı söz konusu.
Tanı koyduğunuz zaman hastalık açısından ne kadar bir süre geçmiş
oluyor? Türkiye’deki sağlık sisteminin kendi handikapları içerisinde
çok bilinen sorunlar bile zamanında tanı konulamadan atlanıyor. Bu
hastalıkta da böyle bir problem söz konusu mu?
Prof. Dr. Ersin Tan: Maalesef bu hastalık Sedat’ın hastalığı olarak
bilininceye kadar halk arasında pek kabul edilmeyen veya bilinmeyen
bir hastalıktı. Fakat Sedat’ın hastalığı medyada yeraldıktan sonra
hastalar daha dikkatli olmaya ve doktorlar daha dikkatli olmaya
başladılar. Genellikle Türkiye’deki en büyük sağlık problemi
semptomlar ortaya çıktıktan ve geciktikten sonra hastaya
başvurmaktadır. Burada biraz önce söylediğim gibi vücutta ortaya
çıkabilecek seğirmeler, kas güçsüzlükleri, yutma ve solunum
bozuklukları ilk belirti olarak ortaya çıkabiliyor. Ve hasta, bazen
göğüs hastalıkları uzmanına gidebiliyor. Sağlık ocağı hekimlerine
gidebiliyor ve sonunda direk olarak bu hastalığın nörolojik bir
hastalık olduğu bilinerek nöroloğa başvuruyorlar.
Tanısında kullandığınız yöntemler neler? Sedat Balkanlı’ın tanısı da
burada konuldu. Kesin tanıda hangi yöntemler etkili?
Prof. Dr. Ersin Tan: Özellikle nörolojik muayene çok önemli. Hastanın
nörolojik muayenesi zaten ALS olup olmadığı konusunda bize yardımcı
oluyor. Onun dışında yardımcı tanı metotları içerisinde de
uyguladığımız elektrofizyolojik çalışmalar, elekronöromiyografi
bizim için çok önemli. Onun yardımıyla ve bazı laboratuvar
testleriyle de bu teşhisi koymamız mümkün. Burada belirtmek
istediğim bir şey var. Yurtdışında da çare aranıyor, sonuçta ALS’li
hastaların tedavisi yurtdışında neyse Türkiye’de de aynı.
Tedavideki yaklaşım nedir? Hastalığın oldukça hızlı bir seyri söz
konusu? Bu süreci etkileyen hangi tip ilaçlardan veya yöntemlerden
yararlanıyorsunuz?
Prof. Dr. Ersin Tan: Hastalık, çok kısa seyirli de gidebiliyor. Veya
Steven Hawking’in vakasında olduğu gibi çok uzun yıllar da
gidebiliyor. Bu nedenle, bu hastalarımıza ömür biçmek doğru değil.
Bazen hastalığın özelliği başlar ve bir yerde durur. Ve artık onun
dışında ilerleme göstermeyebilir. Veya çok hızlı bir şekilde
seyredebilir. O nedenle hastayı hasta bazında kişi olarak
değerlendirmemiz lazım. Bu hastalarımızın ne çok umutlu ne çok
umutsuz olması gerekiyor. Bu hastalıkta başlangıçtan sonraki yaşam
süresi değişebiliyor. Bunları engelleyebilmek ve süreyi uzatabilmek
için çeşitli tedavi metotları var. Bu tedavi metotlarının psikolojik
rehabilitasyondan tutunuz, ilaç tedavisine ve fizik tedaviye kadar
değişik boyutlarda incelemek gerekir. İlaç tedavisi içinde bugün
için geçerli olan tek bir tedavi var. Biraz önce söylemiş olduğumuz
uyarıcı glutamat birikmesini önleyen bir ilaç kullanılıyor. ALS
hastalığının sıkıntılarının ilerlemesini durduran ve yavaşlatan tek
ilaç bugün için bu...
Sürece katkısından söz eder misiniz? Kullanan hastalarla kullanmayan
hastalar arasında yapılmış çalışmalardan?
Prof. Dr. Ersin Tan: Çok çeşitli çalışmalar var. Ama bugün için toplanan
çalışmalarda analiz sonuçlarına göre riluzol tedavisiyle bu
hastaların yaşam sürelerinin iki yıla kadar uzatıldığı gösterildi.
Ama yaşam sürelerini uzatan bir diğer faktör de solunumun çok iyi
kontrol edilmesi, solunum egzersizlerinin yapılması. Hastanın sigara
içiyorsa bırakması ve enfeksiyondan uzak durması.
Bu hastaların hastalık hakkında bilgilendirilmesi, hasta yakınlarının
hastalık hakkında bilgilendirilmesi de herhalde tedavi kadar önemli.
Çünkü çok iyi bilinen bir hastalık değil. İnsanların rahatlıkla
paniğe kapılabileceği bir sağlık sorunu. Türkiye’de de bu konuda
kurulmuş bir dernek var. Sizlerin de katkısının olduğu bir dernek.
Bu çalışmaların öneminden söz eder misiniz?
Prof. Dr. Ersin Tan: Kamuoyunu bu konu hakkında uyarmak, aynı zamanda
meslektaşlarımıza bu konudaki güncel bilgileri iletmek üzere bir
dernek kuruldu. Daha doğrusu bir çalışma grubu kuruldu. ALS çalışma
grubunun en önemli görevi, aynı zamanda motor nöron hastalığı ve ALS
Derneği’ndeki hasta ve hasta yakınlarıyla birlikte bu hastalığı tüm
Türkiye’ye tanıtabilmek. Ve bu hastaların sorunlarına çözüm
üretebilmek. Bu konuyla ilgili olarak çeşitli toplantılar
düzenliyoruz, yurt genelinde çeşitli yerlerde konuşmalar yapıyoruz.
Dernek toplantıları yapılıyor. Yeni bir web sayfası oluşturduk. Bu
web sayfası hem hasta ve hasta yakınları hem de meslektaşlarımıza
yönelik iki ayrı web sayfamız var. Bir diğer hastalarımızın
sorularına ve sorunlarına çare bulabilmek için bu internet
sayfamızdan bize e-mail yoluyla ulaşabilecekleri gibi ücretsiz bir
telefon hattıyla da bizlere ulaşabilecekler.
Hasta ve hasta yakınlarından size en fazla hangi konularda soru
geliyor?
Prof. Dr. Ersin Tan: Bize en fazla gelen soru hastalığın yaşamıyla ilgili
olarak. Onu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu hastaların yaşam
sürelerini şimdiden bilmek mümkün değil. Çok kısa sürebilen de var,
çok uzun yıllar da yaşayabilenler var. İkinci soru, genetik olup
olmadığı konusunda. Yüzde 10 vakada bu hastalığın genetik özellik
taşıdığını zaten biliyoruz. Ama genetik özellik için ailede bir
kişinin olması yeterli bir bilgi değil. Ailede çeşitli nesillerde
genetik geçiş için hastalığın bulunması lazım. O nedenle hastalar,
çok panikliyorlar. Biraz zor bir hasta, bakımı zor bir hastalık. O
açıdan hasta yakınlarının en fazla sordukları yaşam süreleri ve
genetik geçiş gösterip gösteremeyeceği.
İlaçtan sözettiniz. Türkiye’de bu tip sağlık sorunlarında bazen sosyal
güvenlik şemsiyesine alınmasıyla ilgili sorunlar olabiliyor.
Hastaların hem solunum cihazının hem de sözünü ettiğiniz ilacın
karşılanmasında sosyal güvenlik kurumlarının desteği var mı?
Prof. Dr. Ersin Tan: Evet, var. Herhangi bir problemle karşılaşmıyoruz.
Hastalarda solunum ve yutma güçlüğü söz konusu olduğunda neler
öneriyorsunuz?
Prof. Dr. Ersin Tan: Hastada yutma ve solunum güçlüğü olduğu zaman bir an
önce doktorlarına haber vermeleri gerekiyor. Çünkü solunum
sıkıntısını giderebilmek için yardımcı solunum cihazlarına ve
beslenme içinde gastronomi dediğimiz bazı müdahalelere gerek
duyuyorlar. Onun dışında hastada yemek yememe ve soluk alamama
problemleri hayatı sonlandırmaya yeterli oluyor.
Körfez savaşından sonra savaştan dönen Amerikalı askerlerde ALS
hastalığının görülme sıklığında bir artış olduğu iddiası söz
konusuydu? Bu konuda bilimsel bir gerçek söz konusu mu? İkinci bir
savaş kapıda...
Prof. Dr. Ersin Tan: Bilimsel bir gerçek söz konusu değil. Ama bu şekilde
anektodal söylentiler var. Şöyle söyleyelim. Körfez savaşı sırasında
kullanılan cephanelerin ve çevre kirliliğinin de belki bu hastalığın
görülme sıklığını arttırdığını kabul etmemiz mümkün olabilir.
Elimizdeki bilgiler çok yeterli değil ama kullanılmasını önereceğiniz
herhangi bir vitamin veya mineral var mı? E vitamini Q enzim gibi
vitaminlerin etkili olduğu konusunda iddialar var.
Prof. Dr. Ersin Tan: Kreatin ve özellikle bu hastalarda vitamin E’nin
yüksek dozlarda alınmasının hastalığın seyrini yavaşlatıyor şeklinde
yayınlar var ama tam olarak bilimsel gerçek değil.
NTVMSNBC.COM |
|
|
|
|